SOL’UN HURDALIĞI AKP ÖNCE KENDİ İÇİNİ TEMİZLE O ZAMAN…
AKP küresel laboratuarlardan peydah olduğu günden bu yana AKP ve onun dümen suyunda yandaşlık yapan ve ona koltuk değneği olanların bir cepheleştirme, kutuplaştırma oyununu sürdürdükleri görülmektedir. AKP ne zaman siyasi manada köşeye sıkışsa, ne zaman halkın karşısına çıkıp kendini ifade etme zorluğu yaşasa, sahte temeller üzerine siyasi kutuplaştırmalar ve cepheleşmeler oluşturarak kendi siyasi ahlaksızlıklarının üzerini kapatmaya çalışmaktadır.
Mesela AKP kurulduğu günden bu yana CHP ile ‘al takke ver külah’ ilişkisi olanların ağzında ukala ve yılışkan bir duruşla “MHP’de CHP’leşti, Devlet Bahçeli MHP’yi CHP’nin peşinden sürüklüyor. ” gibi haklı hiçbir gerekçesi olmayan bir propaganda dillendirdikleri gözlenmektedir. Artık bu asılsız sözler siyasi bir tespitten ziyade, halkın iradesini aldatmaya yönelik siyasi bir kahpelik olmaktadır.
MHP ne yapmış da CHP gibi davranmakla suçlanıyor? Sizin dinsiz, imansız ve vicdansız bir şekilde taşeronluk yaptığınız küresel projelerin Türkiye üzerinde hayata geçmemesi için MHP’nin milli bir direniş göstermesini, kime nasıl yamamaya çalışırsanız çalışın, MHP’nin siyasi felsefesi dün ve bugün asla değişmemiştir.
Recep Tayyip Erdoğan siyasi yasağından dolayı bırakın muhtar olmayı, muhtar azası bile olamayacak durumdayken, CHP onun siyasi yasağını kaldırmak için, “yasaları kılıfına uydurma ortağı” olmamış mıydı?
Kaset olayı yüzünden görevinden ayrılmak zorunda kalan CHP’nin eski Genel Başkanı Deniz Baykal, bu ortaklık için "Recep Tayyip Erdoğan'ın siyasi yasağını kaldırmaya destek vermekle kendimle iftihar ediyorum" diyerek bir mutluluk itirafında bulunmuştu.
CHP, Recep Tayyip Erdoğan’ı Başbakan yaparken, bu embesillerin hiçbiri “Deniz Baykal CHP’yi AKP’leştirdi ya da Recep Tayyip Erdoğan AKP’yi CHP’leştirdi.” demiyordu.
MHP kendi milliyetçi-demokrat duruşunu muhafaza ederek, kendine has siyasi eylem ve söylemlerle mücadelesini vermektedir. Ne kirli pazarlıkların, ne kapı arkasındaki anlaşmaların muhatabı olmuştur. Kendi doğru bildiği yoldan yürürken ne bir siyasi kopyaya, ne de başkasının siyasi pusulasına ihtiyaç duyar. MHP’nin tavır ve konum belirlediği konularda, CHP’nin nasıl davrandığının hesabını MHP verecek diye bir kural da yoktur. CHP Türkiye’yi ilgilendiren konularda müspet adım atıyorsa, kazanan ülkemiz ve insanımız olur. Aksi bir durumda ise milletimiz ve insanımız kaybeden olur. CHP kazandırırken yahut kaybettirirken MHP üzerinden değerlendirme yapanlar, CHP sayesinde kazandıkları siyasi hazineye baksınlar…
CHP olmasa idi, Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakan olması mucize seçeneklerinde bile görünmüyordu.
Ama siyasetin palyaçoları ve onların siyasi gösterilerinden hipnoz olmuşların ağzından her seçim öncesi “MHP-CHP beraber hareket ediyor, MHP CHP’leşti.” gibi halkın iradesini etkilemeye yönelik bir propaganda eksik olmuyor. 12 Eylül 2010 tarihinde yapılacak referandum öncesinde de muhafazakâr kesimleri etkileyebilmek için aynı nakaratları sürekli tekrarlıyorlar. Artık CHP’li propagandalara alıştık şimdi de BDP’ye ayarladıkları konu mankenliği üzerinden de “MHP BDP ile hareket ediyor.” gibi ancak spastik düşüncelilerin üretebileceği bir propaganda yapıyorlar. Yani bakıyorsunuz CHP sayesinde Başbakanlık yolu açılanlar, PKK’nın siyasi taşeronu BDP ile Habur’u organize edenler, İmralı’ya ayar çekenler ve PKK açılımı yapmak için tek vücut olanlar ortada iken, MHP’yi CHP ve BDP üzerinden vurmayı deneyecek kadar sadece aptallar üzerinde tesir bırakacak bir siyasi oyun oynanıyor.
İhanetlerinin, yolsuzluklarının hesabını vermekten kurtulmak adına yargıyı ele geçirip arkalarını sağlama almak için her yolu deniyorlar. Sağ kesim üzerinde sol alerjisini kullanarak “Yargıdaki sol kadrolaşmayı temizleyeceğiz.” gibi bir yalanı medya üzerinden fısıltılarla yaymaya çalışmaktadırlar. Madem yargıyı solculardan temizleme düşüncesindesiniz, bu temizlemeye önce AKP’nin en üst düzey yöneticilerinden başlasanıza…
Asıl siz, CHP’nin Genel Sekreterini getirip bakan yapacak kadar sol bir kadrolaşma içindesiniz.
(AB)(D)ullah Öcalan’ın altı ay ev arkadaşlığını yapan devrimci birini milletvekili yapacak kadar açılım gerçekleştirmişsiniz. Ertuğrul Günay, Zafer Üskül, Haluk Özdalga, Ayşe Nur Bahçekapılı, Erdal Kalkan, İbrahim Yiğit, Mahmut Esat Güven ve daha ismini sayamadığımız birçok eski Komünist-Devrimci kişi AKP içinde en etkili ve yetkili görevlere getirilmiştir. Memleketimizde hatırı sayılır sayıda aptal olduğu için, AKP’de “Yargıda sol kadrolaşmasını bozacağız.” söylemleri ile onları harekete geçirmeye çalışıyorlar.
Kimse de çıkıp “Önce AKP içindeki Solcu kadrolaşmasını boz.” demiyor.
Solcular kendi ile beraber hareket ediyor, kendilerine destek veriyorsa mesele yok zaten… Mesele üzüm yemek değil,bağcıyı dövmek yani…
Zaten Recep Tayyip Erdoğan parti içinde sol kadrolaşmayı haklı kılmak için defalarca "Muhafazakâr demokrat olduğumuzu söylesek de biz artık bir ideoloji partisi değiliz; bir merkez partisiyiz. Bunu ısrarla söyledim, söylüyorum da; ama hala anlamayanlar var." gibi açıklamalar yapmış ve devamında SOL’u kucaklamak için "Fraksiyonel, silahlı sol dediğimiz kesimlere kapalı olduğumuz açık. Ama bunlar dışındaki sola kucak açalım. Teşkilatlar buna direniyor. Hedefimiz bütün ülkeyi kucaklamak. Sola bakışımız da bu anlayışın parçası. Merkez sağ geldi, gelmeye de devam ediyor; ama sol için aynı şeyi söyleyemiyorum. Partimizde sol dışlanıyor. Sizi uyarıyorum ve bunun takipçisi olacağım." şeklinde teşkilatını uyaran konuşmalar yapmıştır.
Gerçekten de Recep Tayyip Erdoğan, uyarılarının takipçisi olmuş ve AKP’yi SOL’un hurdalığı haline getirmiştir!
Ama bu hurdacı zihniyet hala “MHP CHP’leşti” gibi saçma sapan cümleleri utanmadan, yüzü kızarmadan kurabiliyorlar.
Türk milleti, AKP’nin siyasi menfaatleri adına yapmış olduğu aldatma ve kandırma oyununa yenik düşmemelidir.
Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi tiyatro gibi sürdürdüğü referandum mitinglerinde bir türlü kendisi olamayıp bir gün Adnan Menderes, bir gün Turgut Özal (Batı’nın ahlaksızlığını getirdiğini iddia ederek suçluyordu.), bir gün Başbuğ Alparslan Türkeş (Irkçı ve kafatasçı olduğunu iddia ederek suçluyordu.) bir gün devrimci, bir gün Ülkücü, bir gün Kürtçü (Bu kimliğinin hakkını veriyor.) olması bir siyasi kimlik ve kişilik problemidir.
AKP’nin ve Recep Tayyip Erdoğan’ın kendi adına söyleyebilecek müspeti olmadığı için, Başbakan her gün ayrı bir maske takmakta, her taktığı maske ile istismarın daniskasını yapmaktadır.
Recep Tayyip Erdoğan’ın bu oyunlarına aldananlar Türkiye’yi ve gelecek nesilleri karanlığa sürükleyecektir.
OKUNMA : 8080
8-Agustos-2010 Pazar