GALATASARAY’I KÜÇÜK DÜŞÜRME ÜNAL AYSAL!

GALATASARAY’I KÜÇÜK DÜŞÜRME ÜNAL AYSAL! Alfred de Vigny isimli yabancı bir şairin “Çok defa korku, yalan söylemesini öğretir.” diye bir sözü vardır. Bu sözü Galatasaray Başkanı Ünal Aysal’ın tartışmalara malzeme olan ve siyasete karışan son açıklamaları üzerinden değerlendirirsek, somut bir örnek daha göstermiş oluruz. Kanal D'de yayınlanan Mehmet Ali Birand'ın sunduğu 32. Gün programına konuk olan Galatasaray Başkanı Ünal Aysal, "25 milyon taraftarın hemen hemen 20 milyonunun Erdoğan'a oy verdiğini tahmin ediyorum" şeklindeki açıklamasıyla, AKP iktidarının Türkiye’de birçok kurumu dize getirdiği gibi, milyonlarca taraftarı olan koskoca kulüpleri de ne hale getirdiğinin delili olmuştur. Ünal Aysal’ın mantığına göre Galatasaraylılar olmasa AKP diye bir partinin var olması da mümkün değildir. Bir Galatasaray taraftarı olarak Ünal Aysal’ın bu sözlerinden ut....

Devamı Okunma : 320 30-Ocak-2012 Pazartesi

 
YILDIRAY ÇİÇEK ARŞİVİ ARA
GENÇ SESLENİŞ ARŞİVİ ARA

PKK’YA MASA, SANDALYE UZATAN HEP SİZSİNİZ!
PKK’YA MASA, SANDALYE UZATAN HEP SİZSİNİZ!

6 Nisan 2006 tarihinde, PKK’ya seslenerek; “Eğer legal bir yaşamın içindeyseniz, demokratik bir yaşam sürdürmek istiyorsanız, zaten kaçmaya, göçmeye gerek yok. Elde silah dolaşmaya gerek yok. Silahsız bir şekilde, gelirsin masada her şeyi konuşuruz.” çağrısında bulunmuş Recep Tayyip Erdoğan, referandum mitinglerinden birini gerçekleştirdiği Giresun’da AKP-PKK arasındaki anlaşmayı inkâr etmeyi sürdürerek “Şu söyledikleri lafa bak. Hükümet, Kandil ile anlaşıyormuş. Edep, edep. İddia sahibi iddiasını ispatla mükelleftir. Eğer bunu ispat edemezseniz, bu şerefsizliktir, bu alçaklıktır. Bu hükümet hiçbir zaman terör örgütü ile masaya oturmamıştır, oturmaz. Bunu böyle bilesiniz.” demiştir.


PKK’yı masaya çağıran da kendisi,’PKK ile masaya oturmayız.’ diyen de kendisi… Hangi Başbakana inanacağız? Bizim inandığımız Başbakan PKK’yı masaya çağırandır. Çünkü eylem ve söylemleri ile karşımızda böyle bir Başbakan vardır.


Türk siyasetine girdiği günden bu yana PKK’ya masa, sandalye uzatmaya meraklı bir Recep Tayyip Erdoğan profili karşımızdadır.


Başbakana kimse feribotla İmralı’ya gidip, saygıda kusur etmediği, idamdan kurtardığı, kavramlarını siyasetinde kullandığı Öcalan’la görüştüğünü söylemiyor. Devletin birimlerini kullanarak, PKK’ya ne sözler verdiğini merak ediyor. Anlaşmanın bir tarafı olan PKK daha omurgalı(!) davranarak, sözde ateşkesinin başlatılmasını sağlayan sürecin, AKP hükümeti ve Öcalan arasında gerçekleşen görüşmeler olduğunu ifade ediyor. PKK ile adeta siyam ikizi olmuş AKP’nin (AB)(D)ullah Öcalan ile anlaşmaya varması, zaten biz Türk milliyetçilerini asla şaşırtmaz. Bizler zaten AKP-PKK arasındaki ilişkinin belli dönemlerde değil, sürekli olduğunu vurguluyoruz.


Başbakan Erdoğan'ın 1991 yılında Refah Partisi İl Başkanı iken "Kürt sorunu" hakkında Refah Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan’a sunduğu rapor incelendiğinde, aynen PKK’nın talepleri ile örtüştüğü görülecektir. Bu raporu da “Beynimin yarısı” diye tarif ettiği Mehmet Metiner’e yazdırmıştır. Mehmet Metiner’in de 90'lı yılların başında, RP İstanbul İl Başkanı olduğu dönemden başlayarak Büyükşehir Belediye Başkanlığı dönemine kadar (1994-95) Recep Tayyip Erdoğan'ın danışmanlığını ve PKK'nın kapatılan partisi HADEP'te 2000 yılında Genel Başkan yardımcılığı yapmış kişi olduğunu da vurgularsak, herşeyin tam manasıyla yerli yerine oturduğunu görürüz. Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasette kullandığı birçok düşüncenin PKK’nın talepleri ile örtüşmüş olması bir tesadüf değildir.


Biz Türk milliyetçileri asla ırkçı ve kafatasçı değiliz ama Başbakanın geçen günlerde söylediği “Boy değil, soy önemli” sözünü hatırlatarak, kendisinin Gürcü olduğunu söylemesine rağmen niçin sürekli siyasi Kürtçülük yaptığını ve Kürtçülere yol açtığını anlamakta zorlandığımızı vurguluyoruz. Ülkemizde yaşayan birçok Gürcü kökenli Türk milliyetçisi vatandaşımız bulunmaktadır. Ama Gürcü olduğunu söyleyen Başbakanın bu Kürtçülük saplantısını bir türlü idrak edemiyoruz.


1991 yılına dahi hiç gitmeden, 3 Kasım 2002 tarihinden günümüze kadar iktidarda olan AKP’nin politikalarını değerlendirdiğimizde, zaten PKK’ya her manada yol açıldığını görebiliriz.


AKP ile PKK masadan hiç kalkmamıştır. AKP-PKK arasında sürekli aracılar, mektupçular, elçiler masa düzenlemiştir.


Biz AKP ve PKK’nın aynı masada oturduğunu defalarca gördük…


Biz onları, PKK’lı Leyla Zana ve ekibi ABD-AB baskısıyla cezaevinden çıkartılıp, Başbakanlık konutunda Abdullah Gül tarafından ağırlanırken ve Bülent Arınç tarafından TBMM’nde yemekli misafir edilirken aynı masada görmüştük…


Biz onları,2007 yılında Terörle mücadelenin 6.maddesini değiştirip,(AB)(D)ullah Öcalan’ı affetmeye kalkarken ve suçüstü yakalandıklarında “"Bu maddeyi koymamız devlet sırrı açıklayamayız." dediklerinde aynı masada görmüştük..


Biz onları,”Türkiye 36 etnik kökenden oluşan mozaiktir.” dediklerinde aynı masada görmüştük…


Biz onları,”Türkiye Türklerindir demek alçaklıktır.” dediklerinde aynı masada görmüştük…


Biz onları, Türkiye’de etnik fitneyi çıkarmak için hazırladıkları “Kürt Açılımı” için İmralı’daki alçaktan yol haritası alırken aynı masada görmüştük…


Biz onları, PKK’yı koruyan Talabani ve Barzani ile kucaklaşırken aynı masada görmüştük…


Biz onları, katile “Sayın Öcalan” şehide “Kelle” bölünmeye çalışılan topraklara “Kürdistan” dediklerinde aynı masada görmüştük…


Biz onları, Türklüğe karşı hakareti cezalandıran TCK’nın 301.maddesini beraber değiştirip, her daim Türklüğe hakaret ederlerken aynı masada gördük…


Biz onları, Türk milletine her türlü düşmanlığı yapan PKK’yı “Aktütün’de askerimizi, Diyarbakır’da polisimizi öldürenleri düşman olarak görmüyoruz. Demokrasi gereği bu… Hukukun üstünlüğü, insani yaklaşım bunu gerektiriyor.” şeklinde düşman görmediğini açıklarken aynı masada görmüştük…

Biz onları, 22 Temmuz 2007 seçimlerinden hemen önce PKK’nın kapatılan partisi DTP ile koalisyon yapma pazarlıkları yaparken aynı masada görmüştük…


Biz onları, PKK’nın siyasi taşeronu BDP’lilerle Öcalan’ın sağlığını konuşmak için rakı kadehleri tokuştururken aynı masada görmüştük..


Biz onları, Habur sınır kapısı karşılamasını organize etmek ve PKK’lı teröristleri davulla, zurnayla, çiçeklerle karşılamak için görev dağılımı yaparken aynı masada görmüştük…


Yani işin özeti budur. PKK ile aynı masadan hiç kalkmamışlardır.


Zaten son günlerdeki tartışılan AKP-PKK anlaşması için Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün “Elbette devlet, terörle masaya oturup pazarlık yapmaz; ama devletin birçok kurumu vardır ve onlar nasıl hareket edeceğini bilir…”sözü ve Başbakanın danışmanı Yalçın Akdoğan’ın bir yazısı içerisinde “Elbette devletin ilgili kuruluşlarının devletin cezaevinde kalan bir mahkûmla ister istemez bir diyalogu olacaktır.” şeklindeki cümlesi, İmralı’daki alçak ile görüşüldüğünü ve referandum sürecinde AKP’ye katkı sağlama anlaşması yapıldığı anlaşılmaktadır.


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan PKK’yı masaya çağırarak ve PKK ile pazarlıklar yaparak Anayasal suç işlemektedir.


TCK’nun “Suç İçin Anlaşma” başlığını taşıyan 316. maddesinde “(Bu) suçlardan herhangi birini elverişli vasıtalarla işlemek üzere iki veya daha fazla kişi, maddi olgularla belirlenen biçimde anlaşırlarsa, suçların ağırlık derecesine göre üç yıldan oniki yıla kadar hapis cezası verilir” denilmektedir.


PKK ile neyin anlaşması yapılmıştır? PKK’lıların birden özerklik, federasyon ve Kürdistan kudurması yaşamasının anlamı nedir? AKP, PKK’ya ne sözler vermiştir?


Habur sınır kapısında yaşananlar bu iktidarın yüzkarası iken, daha “PKK ile anlaşmadık” diyebilmek AKP’ye yakışır siyasi yüzsüzlükten başka bir şey değildir.

OKUNMA : 5651 26-Agustos-2010 Persembe

Adınız Soyadınız
E-Mail Adresiniz
Yorumunuz