MHP ANKARA MİLLETVEKİLİ MEHMET ZEKAİ ÖZCAN İLE SÖYLEŞİ
*Sayın Özcan, AKP’nin politikalarına büyük bir cesaretle karşı çıkıp istifa ettiniz ve geçtiğimiz günlerde Milliyetçi Hareket Partisi’ne katıldınız. Öncelikle hayırlı olsun temennilerimizi sunuyoruz. Sizi AKP’den istifaya götüren sebepler nelerdi ve niçin tercihiniz MHP oldu?
Bugün, Türk Milleti, Türk Devleti çok ciddi bir tehdit altındadır. Üniter-ulus devlet yapımız, milli birliğimiz ilk defa bu iktidar döneminde tartışmaya açılmıştır.
Türkiye bu vahim duruma adım adım, sindirte sindirte getirilmiştir. Son adımı da önce adına Kürt açılımı deyip, gelen tepkiler üzerine, demokratik açılıma çevirdikleri malum “ayrışma” projesidir.
Etnik kimlikler üzerinden yapılan siyaset ayrışmamıza sebep olacağından her ortamda buna karşı çıktım. En son 8 Şubat 2010’da, Adalet Kalkınma Partisinin Genel Merkezine, Sayın Başbakan, Bakanlar Kurulu üyeleri ve bütün milletvekillerinin katılımı ile yapılan kapalı grup toplantısında açılıma olan itirazlarımı dört başlık halinde gruba anlatarak, açılımın durdurulmasını istedim. O tarihte medyada ve internette haber olarak yer alan görüşlerimi, özetlersem;
Birincisi AK Partinin ikinci döneminde ekonomik göstergelerin bozulduğunu, 2008’de büyümenin düştüğünü, 2009’da çok ciddi bir ekonomik daralma yaşadığımızı, işsizliğin arttığını, küçük esnafın yaşama imkanının kalmadığını halkın ekonomik sıkıntılarla boğuştuğuna dikkat çektim.
İkinci olarak açılım projesini, AK Partinin muhafazakar tabanının desteklemediğini destekleyenlerin kozmopolitan vatansız, ordu düşmanı, siyasi Kürtçü bir kısım medya mensubu olduğunu hatırlattım.
Üçüncü olarak, Terör örgütü PKK’nın bahar aylarının gelmesiyle, tekrar terör eylemlerine başlayacağını, onunla mücadele edecek olan Milletimizin gözbebeği, Peygamber Ocağı olan Türk Silahlı Kuvvetlerinin bilinçli olarak yapılan saldırılarla yıpratılıp, moralsizleştirildiğine vurgu yaptım.
Dördüncü olarak, Projenin siyasi yönden muhatabının Türk Milleti olduğunu, ancak bunun kendisine sorulmadığını belirterek, Meclisteki siyasi partilerden PKK’nın uzantısı olan Parti hariç, MHP ve CHP başta olmak üzere hiçbir siyasi partiyle mutabakata varabilecek bir proje geliştirilmediğini, bu durumun sadece PKK terör örgütünün meşrulaştırılmasına ve propaganda yapmasına yaradığını ifade ettim.
Bu görüntülerin Türk Milletini yorduğunu, açılımın etnik kimlikler üzerinden yapılmasının birlikteliğimiz yerine ayrışmamıza sebep olacağını bunun sorumluluğunu taşıyamayacağımızı, taşımamız gerektiğini belirterek Açılım projesinin askıya alınmasını, durdurulmasının gerektiğini talep ettim. Konuşmam bittikten sonra Sn Başbakan bir müddet daha önündeki deftere not aldı. Sonra da bana verdiği cevapta “Açılımı askıya almayacağını, kendisinden fren yapmasını beklememem gerektiğini, açılıma kararlılık içinde devam edeceğini söylemiştir.
AK Parti kendi koyduğu üç kırmızı çizgiyi, kendisi yok saymıştır. Etnik milliyetçilik yapmayacaktı, sürekli etnik kimlik siyaseti yaptı, halen de yapıyor. Bunu o kadar ileri götürdü ki Cumhuriyet tarihimiz boyunca ortak kimliğimiz olan “Türk Kavramını” da etnik kimlik olarak sayma gafletinde bulunmuştur.
Yaptığım hiçbir girişimden sonuç alamadım. Bu durumda Vatanını, Milletini seven; Vatanı ve Milletini böldürmemeye yemin etmiş bir milletvekili olarak yapacağım, öncelikle bu vebalden kurtulmak, istifa etmekti, onu yaptım. İstifa etmek gerekliydi ama yeterli değildir. Türk Devletini siyasi ve ekonomik olarak fetret devrine götüren bu sakat, ayırımcı zihniyetle, siyasi olarak mücadele etmek gerekmektedir.
Ekonomik büyümeyi sürdürülebilir hale getirecek Türk ekonomisi büyüdükçe gelirini, iktidar yandaşlarına değil, adil olarak yine halka dağıtacak. İşsizliği, yoksulluğu, yolsuzluğu ve adaletsizliği giderecek, bölücü ihaneti ortadan kaldıracak bir siyasi partide yer almayı gerektirmektedir.
Kimi parti ve siyasiler görüyoruz öyle sözler söylüyorlar ki onların yapısıyla, yaşamıyla, inancıyla söyledikleri sözlerin hiç mi hiç ilgisi yok. Onların yaptığı Anadolu insanının dini inancını, yoksulluğunu, geleneksel muhafazakâr yapısını, milli duyarlılığını sürekli istismar etmektir.
Türk Milletini bu kaotik durumdan kurtaracak, Onu birlik içinde refaha götürecek, inançlı, kararlı, milli bir lidere ve siyasi kadroya ihtiyaç var. Benim gördüğüm, Devlet Bahçeli Bey, tespitleriyle siyaset uğruna yalpa yapmayan küçük hesaplar içinde olmayan, tamamen milli ve kararlı bir liderdir. MHP, Türk Milletininin milli birliğinin sigortası olan partimizdir. Kısaca özetlediğim bu sebeplerle MHP saflarına katıldım.
*AKP’den istifa etmeden önce yaptığınız açıklamalarda özellikle “Kürt Açılımı” adı verilen politikalara ve Habur Sınır Kapısı’nda karşılanan PKK’lılara kahraman muamelesi yapılmasına çok vurgu yaptınız ve olanları eleştirdiniz. Türk milleti de bu ihanet politikalarına büyük bir tepki gösterdi. AKP içindeki bakanlar, milletvekilleri ve teşkilatlar Kürt Açılımı’na ve Habur Sınır kapısındaki rezaletlere herhangi bir tepki gösterdiler mi? AKP’nin içyapısını bilen birisi olarak, biraz bu konuda değerlendirme yapar mısınız?
Ayrışma projesinin taşeronları ilk sınavlarını Habur’da verdiler. PKK terör örgütü militanları eşkıya üniformalarıyla geldikleri Habur’da ayaklarına getirilen çadır mahkemelerinde pişman olmadıklarını, önderleri İmralı Canisinin elçileri olarak geldiklerini söylemelerine rağmen serbest bırakıldılar. Onların gelişini zafer kazanmış kahramanlar gibi karşılayıp Türk Milletine meydan okuyan ve günlerce sürdürülen malum şovları düzenlediler. İktidar bu rezaleti sadece seyretmedi, Adaleti askıya almak suretiyle bu ihanete dolaylı olarak destek de verdi.
Sn Başbakan Habur rezaletinin ardından 20 Ekim 2009 günü AK Parti Grup Toplantısında aynen şöyle demiştir “Bakınız, son 3 aydır, toplumun her kesimi büyük bir heyecan içinde, çözüme yönelik artık çok daha güçlü bir umut içinde. Dün Habur Sınır Kapısı'nda yaşanan manzara karşısında umutlanmamak mümkün mü? Bu bir umuttur. Türkiye'de bir şeyler oluyor, iyi şeyler oluyor, güzel şeyler oluyor, umut verici gelişmeler oluyor”.
Görüldüğü gibi Sn Başbakan, bakanları ve ona bağlı milletvekilleri bu görüntülerden “ihanetten” memnundur. Sayın Başbakan tam bu sözleri söylerken Sn Başbakanı ve grubu protesto ederek, oturumu terk ettim. Basına bunun Milletimizin kanını dondurduğunu, sabır sınırlarını aştığını söyledim. Türk Milletinden gelen tepki ve AK Parti oylarının süratle düşmesi, Sn Başbakandan farklı demeçler gelmesini gerektirdi. Dolayısıyla İçişleri Bakanının buna “yol kazası” demesini asla samimi bulmuyorum. İçişleri Bakanının da içinde bulunduğu tamamen bilinçli bir projedir. Fakat tepkileri hesap edememişlerdir! Şüphesiz duyarlı birkaç arkadaşımız bu durumdan çok rahatsız olmuştur.
*Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD’nin Müslüman katliamı yaptığı projelerde “Eşbaşkanlık” yapmasına, Barzani ve Talabani ile sıcak ilişkiler kurmasına partililerin bakış açısı nedir? Bu konularda parti içinde tepkilerini dile getirenler oluyor mu?
AK Parti yönetiminde Sn Başbakan ve buna en çok iki kişi daha ilave edersek bunların her söylemi, her eylemi “hatasız” kabul edilir. “Hatasız”ların yaptıkları açıkça tartışılmaz. “Eşbaşkanlık” gündeme gelmez. Eğer Irak’ta yapılanlar geçmişte bir başka siyasi parti zamanında yapılmış olsaydı, şimdiki bir kısım AK Partililerce o partilere cihat açarlardı. Bu bakımdan “hatasız” kabul edilenler açıktan tartışılmaz.
*AKP, 12 Eylül 2010 tarihinde gerçekleşecek referandumda, BDP referandumu boykot edecek olmasına rağmen MHP’yi BDP ile aynı safta yer almakla suçluyor. AKP’nin bu tür bir propaganda ile ne yapmak istediğini açıklar mısınız?
Önce BDP referandumu boykot etmiyor. Bu AK parti ile BDP arasındaki örtülü ilişkiden kaynaklanıyor. Zaman zaman BDP’nin sözcülerini AK Partili bazı sözcülerin ifadelerine itiraz ederek aralarındaki konuşmalardan bahsetmeleri bu örtülü mutabakatın sonucudur. 2007 Seçimlerinin öncesinde AK Parti, MHP’nin Mecliste BDP ile kavga yapacağını iddia ederek, Meclise MHP’nin girmemesini istiyordu. Şimdi ise BDP ile aynı safta olmak iftirasını atıyor. MHP’nin BDP ile aynı safta göstermek akıl dışıdır, bir hezeyandır. BDP ile işbirliği içinde olan bizzat AK Partidir. Milletimizin nasıl bir “oyu”na alet edilmek istendiğinin de açık bir göstergesidir.
1982 Anayasası için “Evet” kampanyası yapmış olan çevreler, bugün 12 Eylül 2010 tarihindeki Anayasa Değişikliği için “Evet” kampanyaları yapıyorlar. Bu tezatlık olarak mı, yoksa aynı çizgilerini koruma olarak mı değerlendirilmelidir? Bir de Kenan Evren ile açılışlarda, düğünlerde, Çankaya Köşkü’nde, hastanelerde buluşanlar ve karşılıklı birbirine sahip çıkanlar şimdi “Kenan Evren’den hesap soracağız.” gibi bir propaganda yapıyorlar ve o dönem idam edilen, işkence gören insanlar üzerinden bir istismar alanı oluşturuyorlar. Buna bakış açınız nedir?
12 Eylül Anayasa’sına o tarihte çoğunlukla (evet) oyu verenler, bugünde 26 maddelik değişikliğe de (evet) oyu verecekler. Bunlar 12 Eylül Anayasa’sının bir bütünlük içinde tümünü değiştirmek istemeyenlerin, kendilerini korumaya dönük kısmi madde değişikliği ile bunu ötelemek istemelerinden kaynaklanmaktadır. Amaç muhtemel hesap vermekten kurtulmaktır. 12 Eylül’ün yargılanacağını söylemek ise gerçekdışı bir aldatmacadır. . Sadece sembolik özelliği olup, fiiliyatta gerçekleşmesi mümkün değildir.
*AKP iktidarı özellikle referandum propagandalarında “Eski Ülkücü-MHP’li” etiketi verdiği kişileri kullanmaktadır. Bunları toplasanız 5-10 kişiyi geçmez, ama Ülkücüleri etkilemek için sürekli bunlar konuşturuluyor. AKP içinde bile birçok “Hayır” oyu kullanacak varken, AKP niçin başka partilerin tabanı ile uğraşmaktadır?
Maalesef eski Ülkücü kardeşlerimizden bazılarının evet oyu vereceklerine ilişkin açıklamalarını belirli basın organlarında okuyoruz. Bu arkadaşlara ulaşıp onlara kimlerin “oyu”nuna geldiklerini anlatmak bizim görevimiz. Bunu yapmalıyız, yapacağız da. Üzüntüm bunu basın yoluyla dile getirmeleridir. Referans olarak Rahmetli Alparslan TÜRKEŞ’i göstererek “evet” diyeceğini belirtenlerde çıkıyor. Acaba Rahmetli TÜRKEŞ sağ olsaydı, Türk Milletinin milli birliğini tartışmaya açtıranları, etnik kimlik üzerinden siyaset yapanların bu kirli “oyu”nuna ne derdi hiç düşünüyorlar mı? Bu iddiaları ileri sürerken Merhum Genel Başkanımızın kemiklerini sızlatmıyorlar mı? Büyük vebal altına girmiyorlar mı? Rahmetli Türkeş üzerinden yapılan gerçek dışı demeçleri asla ve asla samimi bulmuyorum. Bunların geçmişine saygı duymakla birlikte, bugün için Ülkücü, Milliyetçi camia ile ilişkilendirmek mümkün değildir. 12 Eylül Anayasasına ülkücüler evet mi diyor? Böyle bir mantık olur mu? Sayın Başbakan o tarihte asılan Ülkücü kardeşimiz için zerre kadar üzülmüş müdür? Ancak Evet oyu almak için her oyunu deniyor, ağlamakta dahil. Ayıptır, günahtır. İçimizde gedik açmak için bu oyunları oynuyorlar. Bizde gerçekleri arkadaşlarımıza, Milletimize anlatacağız.
AK Partiye gelince, AK Partide biat kültürü baskın olduğu için, bazı AK Partililerin içleri kan ağlasa da talimatlara uyacaklardır. AK Partinin siyasi anlayışı başka partilerin tabanları ile uğraşma imkânını onlara vermektedir. Özellikle son günlerde afedersiniz kamu oyunun bildiği bazı fırıldakların üstlendiği görevlerden bunu açıkça görüyoruz.
*Sizin istifanızdan sonra AKP’de bakanlık yapmış Murat Başesgioğlu da istifa etti. Sizce AKP içindeki istifalar sürecek mi?
Referandumdan “Hayır” çıkması AK Parti yönetimin de büyük travma yaratacaktır. Bu durumda AK Parti dağılma sürecine girebilir. “Evet” çıkması halinde ise ancak birkaç kişiyle sınırlı istifa olabilir. Ancak ülkemiz çok kaotik bir sürece girer.
*Referandumdan nasıl bir sonuç çıkmasını bekliyorsunuz?
İktidar Partisinin büyük propaganda imkanı var. Sivil kuruluşlar baskı altında. Sayın Başbakan son olarak TÜSİAD’ı “bitaraf olan bertaraf olur” diye açıkça televizyondan tehdit etmesiyle İktidar gücünü nasıl kullandığını bize açıkça göstermektedir. Köy muhtarlarından “hayır” çıkması halinde hizmetlerin duracağı bilgilerini alıyorum. Sayın Başbakanın aslında demokrasi ile bir ilgisi yok. Onun demokrasi anlayışında, ona biat edenler ve biata karşı olanlar vardır. Daha önce PKK’nın uzantısı Parti AK Partiye örtülü destek verirken İmralı’dan terörist başının uyarısıyla, şimdi AK Partiyi açıkça destekleyeceklerdir. İki Parti de bu yönden birbirine bağlı ve mahkûmdur. Dolayısıyla AK Parti + DTP ve şer güçlerin işbirliğini Türk Milletinin görmesi için gerekli gayreti göstermeliyiz. İnanıyorum bu kirli demokrasi (!) “oyu”nunu fark edecektir. Bunları derken 1982 Anayasasına hayır oyu kullanmış biri olarak Milletle mutabakat içinde hazırlanacak kısa, öz, kendi içinde tutarlı yeni bir Anayasaya ihtiyacımız olduğunu şüphesiz söylüyor ve ısrar ediyorum.
İktidarın propaganda için büyük imkanlarının olması, büyük medya gücünü kullanması, bütün kuruluşları baskı altında tutması, referandum sürecinin Ramazan ayına rastlaması (yoksullarımızı paketlerle yönlendirmesi), her şeyin istismarını yapabilmesinin siyasi anlayışına uygun olmasına rağmen, Türk Milletinin bu süreçte bilgilendirebilirsek “hayır” ihtimalinin çıkmasının mümkün olabileceğini düşünüyorum.
*Okuyucularımıza ve Milliyetçi Hareket Partisi’nin mensuplarına son mesajınız varsa, onları da alalım. Bu aydınlatıcı bilgileriniz için de size teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Milliyetçi Hareket Partisi’nin medya grupları desteği yok. Sermaye çevrelerinden aldığı destek yok. Dış güçlerle asla bir bağı yok, olamaz. O zaman bütün görev ülkücülere, Milliyetçi Hareket Partisi’ne gönül verenlere düşüyor. İnandıklarımızı Milletimize kapı kapı dolaşarak anlatmak, ikna etmek mecburiyetimiz var. Çünkü bu Türk Milletinin bir beka sorunudur. Ülkesini, Milletini seven her yurttaşımız 2011 seçimine kadar seferberlik ilan etmeli, MHP’yi tek başına iktidara, (milletin iktidarına) taşımalıdır.
Yanlışı söylemek bizim dini inancımızın gereğidir. Türk Milletinin ayrışması ile mücadele etmek ise Milli kimliğimizin gereğidir. Çok açık söylüyorum, inanarak söylüyorum, Türkiye’de tek başına iktidara gelebilecek tek parti MHP’dir. Rahatlıkla % 45 eşiğini aşabilecek yine tek partidir. Zaman geç değildir. Sadece inanmak ve çalışmak yeterlidir. Sadece kapalı odalarda değil sokakta yüz yüze insanımıza samimiyetle meramımızı anlatmalıyız. Buna mecburuz.
OKUNMA : 5148
22-Agustos-2010 Pazar