HAVUZLU VİLLA VE BAKARKÖRLÜK
Referandum mitinglerinin meydanları, tam bir panayıra dönüştü. Bir tarafta siyasi alanda trajikomik eserler üreten Recep Tayyip Erdoğan, diğer tarafta gerçeklerin tartışılmasını önlemek için kurulan “gündem tuzağına” düşen Kemal Kılıçdaroğlu…
Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal mesajlar verme çabasında. Ama Recep Tayyip Erdoğan ve medyası, bu mesajları bastırmada daha baskın çıkıyor. AKP’nin yandaş medyasındaki çirkeflik bugüne kadar hiçbir medyada görülmemiştir.
Bir havuzlu villa gündemi başladı, o gündem kaç gündür devam ediyor…
Gerçi Başbakan bu tartışmalar içine “Boy değil, soy önemli” diye bir ırkçılık kokan söylemi de tartışmalar içine ekledi. Bu cümleyi başka bir siyasi parti genel başkanı söylemiş olsaydı, AKP medyası ortalığı ayağa kaldırırdı. Başbakan Erdoğan’ın her konuşması olay, her konuşması büyük bir pot ama yandaş medya bunu AKP lehine dönüştürmede kurnazlık yapmaya çalışıyor.
Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakanın olağanüstü zenginleşme durumuna vurgu yapmak için “Dün yırtık ayakkabı ile siyasete girdin, bugün havuzlu villalarda oturuyorsun.” dedi. AKP medyası bu hadisede Kemal Kılıçdaroğlu’nu suçlu çıkardı.
"Maaşımla geçinemiyorum, çocuklarımı burslu okutuyorum" diyen Recep Tayyip Erdoğan’ın 10 trilyonluk olduğu söylenen yan yana 5 villası, Kemal Kılıçdaroğlu’nun bedeli 150 milyarlık, taksitle ödenen kooperatif usulü yazlığından daha masum çıkarıldı. Herkesin yazlığı, villası olabilir. Helal yoldan kazanmıştır, anadan-babadan kalmıştır. Burada sorgulanan zenginlik olmamalı, nasıl zengin olunduğu olmalıdır.
Başbakan "Maaşımla geçinemiyorum, çocuklarımı burslu okutuyorum" yerine “Şirketler kurdum, çalıştım, çabaladım Türkiye’nin en zengin insanları arasına girdim.” deseydi, belki tartışmalar bu derece olmayacaktı. Maaşıyla geçinemeyen bir Başbakan, 10 trilyonluk olduğunu söylenen villaları nasıl almıştır? Tapusu çoçuklarının üstüne olduğu söyleniyor, burslu okuyan çocuklar bu parayı nereden bulmuştur?
O meşhur trilyonluk “Gemicik” de zenginleşmenin başka renkli aksesuarıdır. Başbakanın zenginleşmesinin sadece Türkiye’de değil, dünya genelindeki hükümet başkanları içinde sıralamalara girecek kadar olduğu konuşulmaktadır.
Dokunulmazlık zırhı yüzünden hakkında birçok dosya olmasına rağmen, hesabını vermemiş Recep Tayyip Erdoğan için bu referandum, işte bunun için çok önemlidir.
Hem küresel projelerdeki aktif görevi ile ülkeye yapmış olduğu ihanetler yüzünden hem de hakkında bulunan dosyalardan dolayı yüce divana gitmeme adına yargıyı ele geçirme çabasını vermektedir. Anayasa Değişikliği içinde Recep Tayyip Erdoğan’ı ilgilendiren sadece budur. Yargıyı da ele geçirip, badem bıyıklıları yerleştirdikten sonra, maaşı ile geçinemediğini söylediği halde 10 trilyonluk villa almasının hesabını kim soracaktır? Daha yargıyı tam manası ile ele geçirmeden bile Deniz Feneri yolsuzluğunun hesabını vermekten kaçabilmektedirler. Bir de yan yana dizilmiş Allah korkusu olmayan, badem bıyıklı adamların yargıda yan yana dizildiğini düşünün…
Bunların yolsuzluklarının, ihanetlerinin hesabını kim soracaktır?
Hangi AKP’li ile bir tartışma ortamına girsem, ”Recep Tayyip Erdoğan’ın ne kadar dürüst, ne kadar dindar” olduğuna dair hikâyeler anlatıyorlar, bu somut trilyonluk “villaları, gemicikleri” hatırlattığımda yine aynı insanlar “Bal tutan parmağını yalar” diye birden “dindarlığı, dürüstlüğü” bir kenara bırakıyorlar. Hepsi hipnotize edilmiş gibi, ne adalet tanıyorlar, ne yüce Allah’ın en çok dikkat etmemizi söylediği kul hakkını…
Böyle bir zihniyet referandum sonucuna bağlı olarak yargıyı tamamen ele geçirirse hırsızlık, yolsuzluk ülkenin her yerinde ülkenin birinci gündemi olacaktır.
Dünya malından başka hiçbir şey görmeyen bir zihniyet için ülkede sosyal adaletin, birliğin, beraberliğin hiçbir önemi yoktur. Türkiye’nin bir parçasını sözde Kürdistan’a katmak için son aşamalara geliniyor. Bölücüler son antrenmanını yapıyorlar. Bunlar için varsa yoksa, koltuk ve para…
Bu zihniyeti destekleyenler devam ettiği sürece, bunlar gemiciklerine gemicik, villalarına villa, paralarına para katmaya devam edeceklerdir. Türkiye’nin bölünmesinin ana sebebi de hipnoz edilmiş bu kalabalık yığınlar olacaktır.
“Pencereye bakan camın kirini, pencereden dışarı bakan gökyüzünü görür.” sözü, bu hipnoz edilmiş kişilere Türkiye’deki oynanan oyunları görmenizi sağlayacak bir anlamlı sözdür. Recep Tayyip Erdoğan’ın cambaza bak oyunlarına aldanıp, Türkiye’nin gerçek meselelerini göremeyenler artık derin uykudan uyanmalıdır.
Siyaset cambazları Türkiye’yi her konuda pazarlıyor ve serbest piyasa ekonomisinde kendi yolunu buluyor.
İç ve dış borç bir önceki hükümetlerin dönemini kat kat aşmış, ülkede işsizlik sosyal cinnet haline dönüşmüş, esnaf açtığı dükkânı bir ay geçmeden geri kapatıyor, hayvancılık ve çiftçilik resmen bitirilmiş, herşeyi yurt dışından getirme durumuna gelmişiz ama dün “maaşı ile geçinemeyenlerin” oturduğu, yattığı, gezdiği herşey trilyonluk servetler olmuş… Bunu görememek için sadece göz körlüğü değil, akıl ve mantık körlüğü de yaşanması lazımdır.
OKUNMA : 8401
16-Agustos-2010 Pazartesi