AKP’YE HİZMET EDEN, ÜLKÜCÜLERLE DALGA GEÇMEYE ÇALIŞAN YALANCI ŞAHİTLER!
Anayasa Mahkemesinin kararından sonra, 12 Eylül 2010 tarihinde Anayasa değişikliği paketinin halk oylamasına sunulma süreci başladı…
Anayasa değişikliğine bakış açısı zaten bilinen siyasi partilerin tamamı, referandumda takınacakları tutumu kamuoyuna açıklayarak tam netleşmeyi sağlamışlardır.
Referandumda “Evet” ya da “Hayır” tavrını sergileyecek olan partiler, kampanya çalışmalarına büyük bir hızla başladılar. Önümüzdeki süreç oldukça hareketli geçecek görünmektedir.
Adeta “AKP anayasasına” dönüştürülen Anayasa değişiklik paketine referandumdan onay almasını sağlamak için, iktidar dinamikleri her yola başvuracaktır.
AKP, özellikle yandaş medyasını kullanarak her türlü kirli propagandayla halkın zihnini kirletecektir. Çünkü her olayda görüldüğü gibi bunu tarz ve yöntem edinmişlerdir. Yalan, iftira, tezgâh, şantaj, tehdit kavramları bu referandum sürecinde iktidarın daha sık başvuracağı uygulamalar olacaktır.
Çünkü AKP iktidarı bu Anayasa değişikliği paketinin referandumdan onay almasını, kendi kurtuluşu olarak görmektedir.
AKP’nin meselesi Türkiye’de demokrasi ve hukuku daha güçlendirmek, bunların işleyişini daha kaliteli hale getirmek, sosyal devletin işlevini sağlamlaştırmak değil; kendi siyasi ihanet ve yolsuzlukları karşısında yargı kurumlarını siyasallaştırmak ve yandaş hale getirerek hesap vermekten kurtulmaktır. Anayasa değişikliğindeki hedefin özeti budur.
AKP her yönüyle bu referandumda kendini kurtarma peşindedir. Hatta fareli köyün kavalcısı gibi, bazı siyasi partileri de bu hedefi için arkasına takmış görünmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin kararından hemen sonra, Saadet Partisi’nin ve Büyük Birlik Partisi’nin sanki arkasından kovalayanı var gibi nefes nefese referandumda “Evet” oyu vereceklerini açıklamaları da, AKP’nin rol dağıtımındaki hızını görmemizi sağlamıştır.
Saadet Partisi’nin Necmettin Erbakan’a rağmen, AKP’yi kurtarma Anayasası’na niçin destek verdiğini henüz anlamış değiliz…
Büyük Birlik Partisi ise, AKP’nin “12 Eylül Darbecilerinden hesap soracağız.” yalanına alet oluyor ve bir başka ifade ile AKP’ye desteklerini bu şekilde meşrulaştırıyor…
Avrupa Birliği de referandumda AKP’ye destek açıklamasında bulundu. ABD, Barzani, Talabani, Rumlar, Ermeniler, Hahamlar, Papazlar da önümüzdeki günlerde aynı 22 Temmuz 2007 seçimlerinde olduğu gibi, AKP’ye destek açıklaması yapacaklardır.
PKK’nın siyasi kanadı olan BDP, ani bir fikir değişikliğiyle referandumu boykot edeceğini açıklayarak, BDP’nin azgınlaşmasına sebep olacak ve AKP’nin geçmişte birkaç kere deneyip başaramadığı (AB)(D)ullah Öcalan’ın affedilmesi olayında AKP’ye bir nevi yol vermiş olacaktır.
Rakı sofralarında baş başa Öcalan’ın sağlığını konuşan, gizli kapılar arkasında Habur olayını organize eden, daha üç yıl önce koalisyon yapmayı düşünen bu iki partinin arasına giren tek mesele, af konusundaki bu gecikmedir.
Geçtiğimiz yıllarda (AB)(D)ullah Öcalan'ı İmralı'dan çıkartacak ve onu affettirecek maddeyi bir yasaya sıkıştırırken yakalandığında, "Bu maddeyi koymamız devlet sırrı açıklayamayız." diyen Recep Tayyip Erdoğan’ın hazırlatıp önümüze koyduğu Anayasa değişikliğinin kimlere hizmet olarak sunulacağı tartışma konusudur.
AKP iktidarı, Anayasa değişikliğini milli iradenin yansıması değil, gaspı için tezgâhlamaktadır. Ona destek veren herkes de bu gasp suçuna ortak
olacaktır.
AKP’nin “Demokrasi ile daha fazla yüzleşeceğiz, darbecilerle hesap soracağız.” ifadeleri her yönüyle yalan yüklü propagandalardır. Kim bunlara inanıyorsa, ya cahil ya da işbirlikçidir.
Cahil olmadıklarına artık tamamen emin olduğumuz bir işbirlikçi güruhsa, son zamanlarda AKP ne zaman politik bir konuda sıkışsa ve onu sinsi propagandalarla aşmaya çalışsa, anında yandaş medyanın baş konuğu yapılmaktadır.
Eskiden bunları “Eski Ülkücüler” diye konuşturuyorlardı. Şimdi ise, direkt “Ülkücüler” sıfatını vererek konuşturuyorlar.
Anayasa Mahkemesinin kararından sonra, AKP medyası bunları 12 Eylül 2010 tarihinde yapılacak referandum için konu mankeni olarak tekrar kullanmaya başladı. Bunların hepsi kurgulanmış gibi hep aynı sakızı çiğniyorlar…
Neymiş efendim? 12 Eylül Darbecilerinden hesap sormak için referanduma destek vereceklermiş… AKP toplumu kandırmak için böyle bir yalanı piyasaya sürdü, bunlar da yalancı şahit olmak için sıraya girdiler.
12 Eylül 1980 ihtilalinde hiçbir acı, mağduriyet yaşamamış olanlar, 12 Eylül 1980 ihtilalini gerçekleştirenlerle aynı küresel gücün talimatı ile çalışanlar, Kenan Evren’i Çankaya Köşkünde baş konuk edenler, Kenan Evren’in gerçekleştiği ihtilali övenler ve ona cennete gitme müjdesi verenler, bu yalancı şahitleri midesinden mi, cahilliğinden mi yoksa işbirlikçi güdülerinde mi yakaladılar,
bilmiyoruz.
Ama bunlar, AKP’nin kendini kurtarma senaryolarında zavallı birer figüran olmuşlardır. Bunların yalancı şahitliği de aynen Nasrettin Hoca’nın şu fıkrasını çağrıştırıyor:
Köylünün biri, diğer bir köylüden “10 kilo buğday alacağı olduğunu” iddia ediyormuş. Aslında böyle bir alacağı yokmuş. Ama adam bir yalancı şahit bulup mahkemeyi aldatarak, on kilo buğdayı almayı planlıyormuş. Yalancı şahit ararken Nasreddin Hoca “Ben şahitlik yaparım.” deyince adam pek sevinmiş. Öyle ya Hoca şahit olunca, Kadı efendi kolaylıkla karar verebilir.
Mahkemede Kadı Efendi Hoca’ya sormuş:
- “Bu adamın şu adamdan on kilo buğday alacağı varmış. Ne diyorsun ?”
Nasreddin Hoca;
- “Evet, Kadı Efendi. Bu adamın bu adamdan on kilo arpa alacağı vardır” deyince adam atılmış;
- “On kilo buğday diyecekti, dili sürçtü herhalde” demiş.
- “Yalan olduktan sonra ha buğday, ha arpa. Ne fark eder?” demiş Hoca.
Siyasetini yalan üzerine temellendirmiş AKP ile yalana şahitlik edenlerin ilişkisi de böyle bir şeydir. Her şey yalan olduktan sonra, bu Anayasa değişikliği paketinde milletin geleceği adına doğru bir şey bulmak mümkün müdür?
Ne kadar darbeci, cuntacı, bildirici varsa AKP’nin küresel yol arkadaşıdır.
“AKP bunlardan hesap soracak, referandumda ‘Evet’ oyu verin.” diyende, ahmakların önünde yürüyen borazancıdır. Son günlerde sadece AKP’nin yayın organlarında çıkanların açıklamalarına baktığınızda, bunlardan bol bol görürsünüz. Hele bunların MHP ve Ülkücü Hareket adına konuşmalar yapması, Ülkücüleri yönlendirmek için kılıktan kılığa girmesi, alçaklığın en yüksek mertebesidir.
“Ülkücüyüm, Milliyetçiyim, MHP’liyim.” diyen hiçbir kimse, AKP’yi ve Recep Tayyip Erdoğan’ı hesap vermekten kurtaracak hiçbir girişimde yer almaz. Bu kurtarma girişiminin aynı zamanda ABD’ye, AB’ye, Barzani’ye, İsrail’e, Talabani’ye, PKK’ya hizmet olduğunu bilir.
Referandumda AKP’ye destek vereceğini söyleyenler, zaten AKP’nin beslemeleridir. Dolaysıyla bu hizmeti gönüllü yapmaktadırlar.
Bir de bu beslemeler sanki MHP’nin referandumda “Hayır” oyu vereceğini açıklaması ile referandumu boykot edeceğini açıklayan BDP’nin gerekçeleri aynı gibi “MHP, CHP ve BDP’nin aynı safta bulunduğu cepheye karşı ‘Evet’ oyu vereceğiz.” gibi ahmak bir propagandayı dillendiriyorlar.
12 Eylül 2010 tarihinde sandığa gidecek her Türk vatandaşı, AKP’nin gizli ve açık tüm kirli emellerine “Hayır” oyu kullanarak, aynı zamanda ABD’ye, Barzani’ye, Talabani’ye, PKK’ya “Hayır” demiş olacaktır. Yeni “Deniz Feneri” yolsuzluklarına, yeni Habur sınır kapısındaki PKK şovlarına “Dur!” diyecektir.
Saadet Partisi ve Büyük Birlik Partisi’ndeki sağduyusunu koruyan her kardeşimiz, büyüğümüz ve tüm samimi mensupları bu oynanan oyunları görmelidir. Referandumda “Hayır” oyu vermek, Türkiye’nin geleceğini üzerinde oyun oynayanlara karşı, Türkiye’yi korumak demektir.
Türkiye’nin birliğini, yarınlarını düşünen tüm muhalefet partileri bu Anayasa oyununa engel olmalıdır.
Oynanan oyunu görmek için daha ne olması lazımdır?
OKUNMA : 7730
11-Temmuz-2010 Pazar