ABD’NİN “BİZİM ÇOCUKLARI” BİRBİRİNDEN HESAP SORAMAZ.
Kutsal bir davası yok, kutsal davası için çile çekmiş, idama gitmiş, kara toprağa girmiş, mücadele etmiş dava arkadaşları yok…
Hayatı kutsal değerleri istismarla geçmiş ve çizgisini muhafaza ederek siyasette tutunmaya devam ediyor. Onun siyasi geleneğinden gelenlerin tamamında görülen “Çilesiz Hayat, Lüks Yaşam” tarzını en yoğun bir şekilde yaşıyor. Bir eli yağda, bir eli balda…
Kimden bahsettiğimizi daha yazımızın başında anlamışsınızdır. Salı günü gerçekleşen AKP grup toplantısında çok güzel istismar kurgusu yaparak idam edilen Ülkücü ve solcu gençler üzerinden referandumda oy devşirmeye çalışan ve yapmacık davranışlarla gözyaşları döken Recep Tayyip Erdoğan’ın bizzat kendisinden bahsediyorum.
Bir fikir adına omurgası olmayan siyasi menfaatler için herkesi ve herşeyi istismar edebilme potansiyeli olan Recep Tayyip Erdoğan’ın timsah gözyaşları yine Türkiye’nin gündemine oturdu. AKP’nin grup toplantında Recep Tayyip Erdoğan’ın başlattığı sahte gözyaşı oyununa diğer AKP’liler de eşlik edince, toplantı salonu neredeyse okyanusa dönecekti. Hele Ülkücü şehidimiz Mustafa Pehlivanoğlu’nun anasına, babasına gönderdiği mektubu sansürleyerek okurken sergilediği yapmacık davranışı hem tiksinerek, hemde gülerek izledim. Ülkücülerin ve solcuların yaşadığı acılara ait argümanları toplayıp, bunlar üzerinden siyasi sahtekârlık yapılınca başka nasıl karşılayabiliriz ki?
Ülkücü Hareketin sembollerine, fikrine, mücadelesine, Başbuğuna, Liderine, şehitlerine öteden beri büyük kin ve nefret duyduğu bilenen birinin Ülkücü şehidin mektubunu okuması ve bu yöntemle Ülkücüleri referandumda etkilemeye çalışması, sadece siyasi ahlaksızlıktır. Bu siyasi ahlaksızlığa kimse inanmadı.
Recep Tayyip Erdoğan’ın istismar haritası da çok iyi bilindiği için inanılması da mümkün değildir.
ABD’nin “Bizim Çoçuklarından” olan Kenan Evren’in idam ettiği Mustafa Pehlivanoğlu’nun mektubunda yer alan “Şunu hiç bir zaman unutmasınlar ki, Mustafa'lar ölür, Allah davası ölmez, milliyetçilik yaşar. Kellemi verdiğim bu yolun zaferi yakındır. Zafer her zaman Allah'a inananlarındır. Bunun için hiç üzülmeyin. Cenazemin arkasından ağlamayın, günahtır. Sizden ricam ağlamayın.” kısımlarını sansürlüyor ki, bununla hem milliyetçilik alerjisini gösteriyor, hem de şehidimizin vasiyeti gibi olan “Ağlamayın” kısmının istismarını baltalayacağını hesap ediyor.
Recep Tayyip Erdoğan için Ülkücülerin, solcuların yaşadığı acıların, çilelerin hiçbir önemi yoktur. O sadece siyasi hedeflerine, onların yaşadığı acıları merdiven yapmaktadır. Kenan Evren onları idam ederken, onları işkenceden geçirirken memnuniyet duyan bu zihniyetin, bugün onlar üzerinden siyasi propaganda oluşturması siyasetin en çirkin halidir.
Geçtiğimiz günlerde görevden alınan AKP’nin Kayseri İl Başkanı Mahmut Cabat görevden alınmasını değerlendirirken AKP’nin yöneticilerini ve zihniyetini “Bu kesimlerin hiçbir kutsal tanımayan ve ‘sonuç için bütün yollar mübahtır'' anlayışını benimsediğini ifade etmesi aklıma geldi. Recep Tayyip Erdoğan’ın timsah gözyaşlarını belki de en iyi bu tarif işaretlemektedir. Yıllardır AKP’ye ve Recep Tayyip Erdoğan’a toz kondurmayan bir il başkanı, parti içindeki zihniyeti bu şekilde tarif ediyorsa, bize söyleyecek söz mü kalıyor?
Hiçbir kutsalı tanımayan Recep Tayyip Erdoğan, sonuca giden her yolun mübah olduğu anlayışı ile 12 Eylül 2010 tarihindeki referandumda “Evet” oyunu kazanmak için her yola başvurmaktadır.
Kenan Evren’e karşı zerre kadar olumsuz bir düşünce taşımayan, Kenan Evren’in ABD damgalı ihtilaline zerre kadar tepkisi olmayan birinin bu gözyaşları, 12 Eylül mağdurları için hakaretten öte bir anlam ifade etmemektedir. Mesela AKP grup toplantısında timsah gözyaşları döken Recep Tayyip Erdoğan aynı düğünlerde beraber nikâh şahitliği yaptığı Kenan Evren’e “O adam varsa, aynı masada oturmam, o düğüne gelmem.” diye niçin tepki göstermemiştir? Ya da “Kardeşim Abdullah Gül” hitaplarında bulunduğu Cumhurbaşkanı, Kenan Evren’i Çankaya Köşkü’nde baş konuk yaptığında neden bir tavrı olmamıştır? Ya da Kenan Evren gazetelerde, televizyon ekranlarında AKP’nin politikalarını övdüğünde “Bizim senin desteğine ihtiyacımız yok” diyebilmiş midir?
Bunların hiçbirini yapmamış ve yapması mümkün olmayan birisi ABD’nin “Bizim Çocuklar” diye etiketlediği Kenan Evren’den hesap soramaz. Çünkü kendisi ABD’nin “Bizim Çocuklar” familyasındandır. Sahte gözyaşları, istismarlarla 12 Eylül 2010 tarihinde kazanan olup, ABD’yi yine kazandırmaya devam etmek istemektedir.
Bunu görmemek ve göstermemek için ihanet içinde olmak lazımdır.
OKUNMA : 3236
22-Temmuz-2010 Persembe