ANASAYFA BİYOGRAFİ MAKALELER MANŞETLER ZİYARETÇİ DEFTERİ İLETİŞİM
SURİYE'DEKİ EN MAKUL SEÇENEĞİMİZ TÜRKMENLERE DESTEK VERMEKTİR / İsmail Özdemir 542 okunma - 01 Ocak 2016

Suriye hesaplarında işler iyice kızıştı.

Sahadan gelen bilgilere bakılırsa kızışmaya da devam edecek.

Sorunun başından bu yana yanlış yerde duran AKP açısından hali hazırda hamle yapma imkanları neredeyse tükenmiş durumda.

Bunun iki temel nedeni var.

Birisi Rusya, diğeri ise ABD'nin tutumu.

Normal şartlar altında birbirleriyle rakipmiş yada birbirleriyle zıt kutuplardaymış gibi duran bu iki ülkenin Suriye siyasetinde buluştukları ortak noktaların en başında PYD meselesi geliyor.

Rusya, 24 Kasım günü Türk hava sahasını ihlal eden uçağının Türkiye tarafından düşürülmesinden sonra Suriye ile ilgili olarak Türkiye'ye yönelik üç karşı hamlede bulundu.

Bunlar;

1-PYD'nin desteklenmesi,

2-Suriye hava sahasının tümüyle Rusya'nın hâkimiyetinde olmasını sağlayacak hava savunma sistemlerinin kurulması,

3-Türkiye'nin IŞİD'i desteklediği,

İddialarından oluştu.

Müttefikimiz gibi görünen ABD ise en başından bu yana PYD'yi destekleyen bir pozisyon almıştı.

Hatta ABD bu düşüncesini bir adım daha ileri götürerek Barzani ve PYD'nin IŞİD'e karşı ortak hareket etme görüntüsü altında "birleşmelerini" öngören bir politika da benimsedi.

PYD'nin çok defa Barzani'ye bağlı olan Suriye'deki yapılanmalarına yönelik aldığı sert tutumu, bu iki kesimi birbirinden ayırırken, ABD yönetimi bu ayrışmanın önüne geçecek adımlar üzerinde durdu.

Geride bıraktığımız yıl, Ayn El Arap (Kobani) IŞİD tarafından ele geçirilmek üzereyken ABD'nin girişimi ile Irak'ın Duhok kentinde bir araya gelen Barzani ve PYD'li Salih Müslim, ortak bazı kararlar almış ve bunun neticesinde AKP'nin de destek vermesiyle Barzani'ye bağlı olan peşmerge Türkiye toprakları üzerinden Ayn El Arap'a silah yardımı ve savaşacak eleman desteğinde bulunmuştu.

* * *

Aynı şekilde bu girişimi ABD de havadan silah yardımı yaparak desteklemişti.

Fakat en başından bu yana PYD'nin PKK'nın uzantısı olduğu gerçeğini göz ardı eden AKP iktidarı, sorunlar büyüdükçe ve PYD'nin Suriye'nin kuzeyi boyunca Akdeniz'e uzanan bir koridor kurma hedefini fark edemedi.

Bu konu somut hale dönüştüğünde ise ABD yönetimine PYD'nin, PKK'nın bir uzantısı olduğu mevzusu hatırlatılsa da iş işten çoktan geçmişti.

Zira bu çağrıyı yapan AKP iktidarı PYD'nin tepe ismi Salih Müslim dâhil, pek çok benzer teröristi bizzat devletin resmi konutlarında ağırlamıştı.

Mesele Türk kamuoyunda tepki çekince, ABD yönetimi yoğun silah yardımı ve askeri danışman desteğinde bulunduğu, harekâtlarında bizzat Türk üslerini kullanarak PYD'ye hava desteği sunma gayretini farklı bir noktaya taşıdı.

PYD'ye doğrudan yardım yapma görüntüsünü gizleyebilmek adına, sahada kendisine yakın olan tüm silahlı unsurları Suriye Demokratik Güçleri (SDG) adı altında birleştirdi ve ardından bu yapılanmaya geçmişe nazaran çok daha fazla yardımda bulunmaya başladı.

Mevcut durumda PYD'nin başı çektiği Suriye Demokratik Güçleri adlı yapılanmanın, daha evvel Türkiye tarafından "kırmızı çizgi" olarak ilan ettiği "Fırat nehrinin batısına geçme" ikazının artık delinmeye başladığı, yine sahadan gelen son bilgiler ışığında görülüyor.

IŞİD'in elinde bulunan Teşrin Barajı'nın SGD tarafından ele geçirilmiş olması ve Hatay'ın hemen doğusunda yer alan, hali hazırda PYD'nin kontrolünde bulunan Azez'den de doğu istikametine olacak şekilde benzer bir ilerleyişin olduğu görülüyor.

Bu yaşanılanlar yavaş yavaş Türkiye'nin test edilmeye başlandığını gösteriyor.

Neticede Türk kamuoyu ile beraber bölge ülkeleri ve dünya, Türkiye'nin böylesi bir girişim karşısında nasıl bir tavır göstereceğini izliyor.

* * *

Fakat AKP iktidarının işi oldukça zor.

Çünkü Fırat'ın batısına yönelik geçme girişimlerine engel olma amacıyla yapılacak tepki iki açıdan sıkıntı doğuracağa benziyor.

1-Vurulacak hedefin PYD değil, uluslararası güçlerin IŞİD'le mücadelede sorumluluk üstlendiği imajı yaratılan muhalif unsurların olduğu algısı.

2-Türkiye'nin bu hedefleri vurarak aslında IŞİD'i desteklediği tezinin güç kazanması.

İşte bu iki konu doğrudan ABD ve Rusya adreslerine çıkıyor.

Suriye'de gömleğin ilk düğmesini yanlış ilikleyerek, Türkmenleri görmezden gelip, onların hali hazırda sahada etkili ve güçlü konumda olması için uğraş vermeyen AKP'nin önündeki tek seçenek şimdi yine Türkmenler!

Bu durumu doğrudan müdahalede bulunmayı en son seçenek olarak değerlendirerek, Türkmenler vasıtasıyla, onların kendi yaşam alanlarını kurtarmalarına verilecek destekle çözebilmek mümkündür.

Böylece saha denklemini kullanarak sıkışmış olduğumuz hamle alanından ABD ve Rusya'yı sıkıştırabilmek de olanaklıdır.

Ancak mevcut koşullarda Türkmenlerin Azez ve Cerablus arasında bulunan alanın tamamını kontrol etmeye yetecek güçleri bulunmuyor.

Fakat bu durum belirli ölçülerde de olsa telafi edilebilir bir seviyededir.

Nitekim SDG'den ziyade aynı hat içerisinde kalan alanlarda son haftalarda Türkmen güçlerin IŞİD'e yönelik son derece başarılı harekâtları oldu ve bazı yerleşim birimlerini IŞİD'den geri aldı.

Sultan Murat Tugayları adı altında toplanan Türkmen kuvvetler etkili ve netice alan ilerleyişleri sayesinde, kıt imkânlarla önemli kazanımlar elde etti.

Karşımızda duran saha gerçeği mevcut durumda Türkiye'nin bundan sonra atacağı adımlarda en makul hamle artık Türkmenlere yoğun bir destek verme sonucunu ve mecburiyetini doğuruyor.

Sahada Türkmenler ne derecede güçlü olursa, Türkiye'nin sonraki aşamalarda atacağı adımlar o derecede güçlü olacaktır.

Fakat bu durum şimdiki koşullar itibarıyla keşke bir mecburiyet olarak algılanmasaydı ve en başından Türkiye'nin olması gerektiği gibi Türkmenlere desteği ile şekillenen, Türkmenleri merkeze alan bir politikası çerçevesinde hayat bulsaydı.

O zaman ne Bayırbucak'ta bunca mezalim yaşanır, ne Akdeniz'e açılacak bir Kürt koridoru bahsi geçer, ne de Rusya'nın uçağı belki de düşürülmemiş olur, buna gerek dahi kalmazdı!

Gelinen noktada zararın neresinden dönülürse kardır bahsinden alınacak ibretle bir an evvel Türkmenlere verilen desteğin artırılması gerekiyor…


Makaleyi Hemen Yorumla