ANASAYFA BİYOGRAFİ MAKALELER MANŞETLER ZİYARETÇİ DEFTERİ İLETİŞİM
DÜŞÜRÜLEN UÇAĞI SONRASINDA RUSYA'NIN GÜNEY KAFKASYA HAMLELERİ / İsmail Özdemir 504 okunma - 25 Aralık 2015

24 Kasım günü düşürülen uçağı sonrasında Rusya'nın Türkiye'ye karşı benimsediği intikamcı tavrında yeni gelişmeler yaşanmaya devam ediyor.

Şu ana kadar Moskova yönetimi ekonomik ve siyasi adımları beraber atmaya başladı ve bunun yanında eski alışkanlığı olan propaganda kanallarını da Türkiye'yi hedefine koyacak şekilde açmaya başladı.

Rusların hamleleri doğrudan Türkiye'yi hedef aldığı gibi "çevreleme" yoluyla adım adım işletildiği izlenimini de veriyor.

Askeri alanda ise attığı adımlar iki yönlü stratejiyi başlattığını gözler önüne seriyor.

1-Sınırlarımızın içerisinde ve dışında bölücü terör örgütlerini destekleme (PKK-PYD).

2-Rusya'nın müttefiki olan ülkelere yönelik askeri yığınağını artırma.

Bu açıdan meseleye bakıldığında daha önce bu köşeden vurguladığımız üzere "Hibrit (Melez) Savaş" koşullarının Ruslar tarafından yürürlülüğe konulduğu anlaşılıyor.

Ayrıca mevcut bölgesel ve küresel koşullar daha çok Türkiye etrafında şekillenirken Rusların terör grupları aracılığı ile bir yandan Türkiye'yi oyalayıp, diğer taraftan ise Türkiye'nin ilişki kurmak istediği yada erişim hedefine aldığı bölgelerin önünü kesecek bir strateji benimsediği açıktır.

Bu durumu fiili olarak Suriye ve Doğu Akdeniz'e yaptığı yeni askeri yığınak ile ortaya koyan Rusya, şimdi Türkiye için bir başka önemli alan olan Güney Kafkasya'daki askeri ve siyasi varlığını artırarak ikinci bir hamle yapmış oluyor.

Ermenistan'da bulunan askeri üssüne iki hafta içerisinde iki büyük sevkiyat yapan Ruslar, bu üste bulunan kara havacılık unsurlarının (taaruz ve nakliye helikopterleri) sayısını artırmanın paralelinde, tıpkı Suriye ve İran'da yaptığı gibi burada bulunan üsse S-300 adı verilen ileri nesil sayılan uzun menzilli hava savunma füzeleri yerleştirdi.

* * *

Türkiye'yi güneyden, kuzey doğuya doğru çevreleyen alanı gözler önüne getirdiğinizde, şuanda bu bölgenin tümüyle Ruslar tarafından çevrelenmeye başlandığını görürsünüz.

Bu durum bir bakıma NATO'nun füze kalkanı projesiyle Rusya'nın etrafına yerleştirmeye başladığı sistemin karşı hamlesi olarak da göze çarpıyor.

Ancak şüphesiz ki Ermenistan'a yapılan askeri yığınak üzerinde durmak gerekir. Zira Ermenistan üzerindeki askeri varlığı Ruslara sadece Güney Kafkasya için değil, Hazar Bölgesi için de üstünlük sağlayacak bir özelliktedir.

Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki gerilimin tırmandığı bir dönemde, Türkiye'nin doğalgaz alımı alanında Rusya'ya alternatif olarak benimsediği Azerbaycan'ın öneminin arttığı bir zamanlamada, Ermenistan ve Rusya'nın Kafkasya'da hava sınırlarını güçlendirmek için savunma sistemlerini birleştirmeleri kararı almaları manidar bir adım olmaktadır!

Bırakın kendi kendisini savunmayı, kendi haline kalsa vatandaşının geçimini bile sağlayamayacak olan, ancak buna rağmen Azerbaycan toprakları Dağlık Karabağ'ı işgal etmiş Ermenistan'ın Savunma Bakanlığı Sözcüsü Artsrun Hovhannisyan'ın, Azerbaycan ile Dağlık Karabağ'da ilan edilen ateşkesin artık var olmadığını söyleyip yaşananların 'savaş' olduğunu ifade etmesi, zamanlaması manidar olan bir başka gelişmedir.

Rusya'nın Ermenistan ile arasındaki askeri işbirliğinin kökeni SSCB'nin dağılmasından sonra da sürmüştür. 1994'te yürürlüğe giren ve Eylül 2002'de Kollektif Güvenlik Anlaşması Örgütü adını alan yapılanmada Rusya, Ermenistan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Tacikistan bulunuyor.

Bu anlaşmaya göre taraf devletlerin birine yapılacak olan saldırının diğer üye devletlere yapılmış sayılacağını içeren 4. Maddesi örgütün açık bir askeri ittifak olduğunu ortaya koymaktadır. (Bekcan Umut, Yeni Dünya Düzeninde Rusya-Çin İlişkileri, Phoenix Yayınları, s.126)

* * *

Dolayısıyla Türkiye'nin kendisi ile birlikte dost ve kardeş ülkesi olan Azerbaycan'ın haklarını savunma konusunda da dikkatli ve kararlı davranması gerektiği bir dönemin içerisinde olduğunu bilmesi gerekir.

Elbette durum sadece Azerbaycan ile sınırlı değildir. TANAP ile başlangıç itibarıyla yılda 16 milyar metreküp doğalgazın taşınacağı güzergâhta olan Gürcistan'a da dikkat etmesi ve orada yaşanan/yaşanacak askeri-siyasi gelişmeler üzerine yoğunlaşması elzemdir.

Açık ki Rusların Gürcistan üzerindeki hamleleri de bu dönem itibarıyla artacaktır.

Nitekim bu ülke de şimdiden çalkalanmaya başlamış ve mevcut siyasi iktidar son derece beklenmedik bir biçimde istifa kararı almıştır.

Azerbaycan milli gaz şirketi Socar'ın, Gürcistan üzerindeki konumu güçlü iken Rus Gazprom şirketi bu statükoyu Rusya lehine değiştirmek için yoğun bir gayret sarf etmektedir.

Artık akılcı ve milli menfaatleri siyasi ikbalin önüne alan bir politikanın benimsenmesi zorunludur.

Atılacak hiçbir adımın şakasının bulunmadığı bir döneme girmiş bulunuyoruz ve kendimizle beraber müttefikimiz olan ülkelerin haklarını da koruyacağımız bir kararlılığı göstermemiz geren bir duruşu ortaya koymalıyız.

Güney Kafkaslar, mevcut durumda Türkiye'nin Turan ellere açılan kapısı olması sebebiyle hayati derecede önem taşımaktadır.

Ve ne olursa olsun bu kapı açık tutulmalıdır.

İran'ın da bu kapıyı güneyden kuzeye doğru (İran-Ermenistan-Gürcistan) inşa etmek istediği yeni enerji nakil hatları ile kapatmak istediği de akılların bir köşesinde durmalıdır.

Tehdidin gizli boyutunun Avrupa'nın İran'ın yapmak istediği ve Karadeniz üzerinden bünyesine taşınmasına olur vereceği bu hattın hayata geçmesi olacaktır.

Bunun için Azerbaycan ve Gürcistan'ın, Türkiye'nin de içerisinde yer aldığı ittifaklara bir an önce girmelerine yardımcı olunmasında fayda vardır.

Makaleyi Hemen Yorumla