ANASAYFA BİYOGRAFİ MAKALELER MANŞETLER ZİYARETÇİ DEFTERİ İLETİŞİM
Dünya Nereye Gidiyor? Türkiye Neyle Meşgul Ediliyor? / İsmail Özdemir 456 okunma - 14 Aralık 2015

IŞİD'e karşı mücadele!

Günümüz Ortadoğu siyaseti ve jeopolitiğini şekillendiren en popüler söz zannediyorum budur.

Görünürdeki "ortak düşman" algılamasının merkezinde yer alan bu örgüt Ortadoğu'yu hiç olmadığı kadar hareketli bir hale getirdi.

IŞİD, Irak'ta kurulan bir örgüt olmasına karşın, Bağdadi'nin örgütün liderliğine geçmesi ve Suriye'de başlayan iç savaşla beraber bu ülkeye kayma fırsatını bulmuş, zaman içerisinde kendisinden umulmadık bir ilerleyiş kaydetmişti.

Suriye'de binlerce örgüt bulunmasına karşın, üstelik bunların yine pek çoğu cihatçı olarak adlandırılan örgütler sınıfında bulunmasına rağmen, vahşetteki sınır taşımayışı, herkesten "daha kolay" silah temin edebilme imkânına sahip oluşu, militan kazanma hususunda yine diğer örgütlere nazaran daha çekici bir cazibe yaratması IŞİD'i Suriye'de önemli bir seviyeye taşıdı.

Suriye'deki ilerleyişini petrol yataklarının bulunduğu alana doğru genişleten IŞİD, Irak'ın Musul kentini ele geçirmesiyle beraber bir terör örgütünün o zamana kadar dünya üzerinde göremediği olanaklara sahip oldu.

Musul'u, Irak ordusunun hiçbir direnişte bulunmaması sebebiyle kolaylıkla alan IŞİD, böylelikle Irak ordusundan kalma pek çok mühimmat, ağır ve hafif silah, zırhlı personel taşıyıcıları, tanklara sahip olurken, Musul Merkez Bakasında bulunan yaklaşık olarak 429 milyon doları da ele geçirmiş oldu.

Musul IŞİD'in duraksaması bir yana hem ilerlemesi hem de eylem sahasını genişletmesi ve dahası kontrolü altında tutması açısından sıçrama tahtası oldu. Zira Musul'un alınmasının ardından IŞİD, tıpkı Suriye'de yaptığı gibi Irak'ta da pek çok petrol rafinerisini ele geçirerek, buraları örgütün finans ağının önemli gelir kaynağı haline getirdi.

* * *

Tüm bu gelişmeler IŞİD'in Erbil'e 40 km kalıncaya kadar ilerleyinceye kadar sürmüş, Irak'ın önemli şehirleri olan Ramadi, Kerkük yada başkent Bağdat dahi benzer tehdit altıdayken harekete geçmeyen ABD'nin başını çektiği uluslararası çevre bir anda müdahale etme gereği duymuştu.

Sonrası malum...

IŞİD'e yönelik kurulan koalisyon, PYD'nin Suriye'nin kuzeyindeki ilerleyişi, İran'ın hem Irak hemde Suriye'de "vekalet" görüntüsü altında aktif bir şekilde bulunması, Rusya'nın Suriye'ye askeri sevkiyatını artırıp yeni bir askeri hava üssü kurmasının akabinde 30 Eylül'de hava saldırılarını başlatması, Suriyeli mülteci ve sığınmacıların Avrupa'da yarattığı kriz, Esad rejimine destek veren Rusların Türkmenlere yönelik başlattığı hava saldırıları, Türkiye'nin hava sahasını ihlal eden Rus savaş uçağını düşürmesi, Musul'un Başika bölgesinde bulunan ve peşmergelerle birlikte Irak'lı "Sünnilere" askeri eğitim verilen alana Türkiye'nin yeni askeri takviyelerde bulunması...

Hepsinin nedenine baktığınızda IŞİD var ama ironik bir şekilde bugünlerde IŞİD'i hedef alan neredeyse kimse yok.

Petrol ve doğalgaz ile beraber bunların geçeceği güzergahlar üzerinde anlaşılan o ki hala pazarlıklar sürüyor.

Hesaplaşmalar daha çok çıkarlar çerçevesinde şekilleniyor ve kim neyi düşünüyor, hesap ediyorsa, hedeflerini ona göre belirliyor.

Yani IŞİD'e karşı mücadele görüntüsü altında devletler ve bölgede yaşayan diğer unsurlar arasında büyük bir hesaplaşma yaşanıyor.

Sonu ve derinliğinin ne kadar olacağı, daha ileri gidersek Ortadoğu'daki sınırların yeniden çizilmeye başlanacağının kesin olarak belli olduğu fakat kimin nereyi kontrol edeceği en azından şimdilik belirsiz olan bir hesaplaşma bu. 

Çok ilginçtir böylesi bir dönemde IŞİD'e bağlı militanların (özellikle Suriyeli ve Iraklı olmayanlar) sahte Suriye ve Irak pasaportu ile farklı ülkelere gitmeye başladığı bilgisi de geliyor.

Durumun bu haldeki fotoğrafına bakılırsa, anarşi ve terör ikliminin artık dünyanın pek çok yerine yayılacağı ve bununla beraber Doğu Akdeniz-Ortadoğu sahasının büyük bir hesaplaşmaya sahne olacağı şimdiden bellidir.

* * *

Bütün bunlara ilave olarak dünyanın tarihi seyrinde neredeyse 1000 yıldır etkisini yitirmemiş olan Avrupa kıtasında aşırı sağ görüşlü akımların günden güne güç kazandığını ve teknolojinin yaratmış olduğu son derece ölümcül silahların varlığını düşündüğünüzde insanlığın kritik bir dönemece girdiği gerçeği karşımıza çıkıyor.

İslam karşıtlığı neredeyse dünyanın her yerine sirayet etmiş durumdayken, diğer dinlere mensup olan ülkelerle İslam ülkelerinin durumunu kıyasladığınızda ise büyük bir geri kalmışlıkla yüz yüze geliyorsunuz.

İşte tüm bunlar kürsel ve çağın durumunu gösteren problemin tanımını oluşturuyor diyebiliriz.

Bu problemin nasıl çözüleceği yada çözülemeyip hangi forma dönüşeceği ağırlığı olan ülkelerin verecekleri kararlarda saklıdır.

Diğer yandan önemli olan bir başka mesele de Türkiye'nin bu karmaşık bölgesel ve küresel iklimle ilgili nasıl bir çözüm üreteceğidir.

İç tartışmaları bu derecede alevlenmiş olan, devlet mekanizması akıl dışı uygulamalarla normal seyrinden çıkarılmış, kutuplaşma seviyesi kriz sınırını çoktan aşmış halde duran, ekonomisi hala kırılgan, enerjisi büyük ölçüde dışa bağımlı, savunmadaki yerlilik oranı yeterli seviyeye ulaşamamış, sosyal dokusu zedelenerek bireysel ve toplumsal bunalmışlık hali hiç görülmediği kadar vahim noktaya gelen Türkiye, yaşanan yada yaşanacak kürsel krizlerden nasıl etkilenir?

AKP'nin bunları Türkiye hassasiyetinden öte kendi menfaati doğrultusunda değerlendireceği, geçmiş tecrübeler ışığında sabittir ancak artık Türkiye'nin AKP tarafından yaratılan bunca sorunu kaldırabilecek enerjisi kalmamıştır.

Dolayısıyla rejim değiştirme çabalarının bölgesel ve küresel ölçekte yaşananlar dikkate alındığında Türkiye'ye felaketi yaşatacağı açıktır.

1 Kasım öncesinde de sonrasında belli olan ama "istikrar" yalanıyla geçiştirilen gerçeklik AKP'nin Türkiye'ye bu kriz ortamında daha çok kaos getireceğidir. 

Hele ki Erdoğan gibi otoriterleşme eğilimini günden güne artıran ve Cumhurbaşkanı olmasına rağmen AKP içine müdahaleciliğinden vaz geçmeyen bir isim varken...

Dış politikada hamle yapılacakken tüm bunlar dikkate alınmalıdır, zira "yumuşak karnımız" gibi görünen bu gerçeklikler aynı zamanda Türkiye'nin "kaldırabileceği yükün ağırlığını" belirleyecektir.

Makaleyi Hemen Yorumla