ANASAYFA BİYOGRAFİ MAKALELER MANŞETLER ZİYARETÇİ DEFTERİ İLETİŞİM
DEVLETİN TEPESİNDEKİ PKK MUTABAKATININ SONUCU / İsmail Özdemir 397 okunma - 31 Ağustos 2015

Sözde çözüm sürecinin ne olduğunu uzun süredir söylüyorduk.

AKP ise ısrarla terörün biteceğini, PKK'nın silah bırakacağını iddia ediyordu.

Şimdi geldiğimiz noktada kimin haklı çıktığı her yönüyle ortaya çıkmış oldu.

Artık sadece kırsalda güvenlik güçlerine pusu kuran ve eylemlerini bu haliyle sürdürebilen bir PKK karşımızda bulunmuyor.

Aksine eylemlerini şehir merkezlerine kadar uzatmış, hatta kimi yerlerde yani birçok il ve ilçede hayata geçirdiği yeni yapılanmalarla bu alanlara hendekler kazıp, siperler kurarak elde tutma çabası veren PKK gerçeği karşımızda bulunuyor.

Koşulların nereye gidebileceği sorusunun verdiği cevap aslında yanı başımızda duran Suriye'de cevabını buluyor.

Çünkü PKK şehir içi savaşın ne olduğunu, bu alanda neler yapılması gerektiğini, neye ihtiyaç duyduğunu ve neyi nasıl yapacağını Suriye'de yaşayarak, bizzat çatışmaların içerisinde bulunarak pratik etmiştir.

Dolayısıyla terörle mücadelede güvenlik alanında artık yeni bir konsept zorlaması ile Türkiye karşı karşıya getirilmeye çalışılıyor.

Sonu iç savaşa kadar uzanabilecek ve bu anlamdaki tehdidin boyutu günden güne artarken, böylesine vahim durumlarla ilgili alınacak önlemlere dayalı planlamalar da acilen dikkate alınmalıdır.

Siyasi olarak belirsiz bir döneme girilmişken, ekonomik olarak ciddi tehlikelerle karşı karşıyayken, dış politik gelişmeler itibarıyla sınır dışında kırılan fay hatları günden güne bizi de sarsmaya başlamışken Türkiye'nin bekası üzerinde çokça hassasiyet gösterilmelidir.

Çünkü bu duruların hepsi iç bünyedeki sosyal yapıyı ve toplumsal tepkileri doğrudan etkileyebilecek potansiyele sahiptir.

Ancak buna karşın hala birileri kalkıp sözde çözüm sürecine geri dönülmesi çağrısını akla, mantığa aykırı olacak şekilde yapabiliyor.

Bu çevrelerin kimler olduğu belli. Asıl mesele böylesi bir atmosferde AKP'nin de buna yatkın görüntü veriyor olmasıdır.

* * *

Erdoğan tarafından söylenen "süreç buzdolabına alınmıştır" ifadesi son derece önemli bir gösterge olmakla beraber diğer taraftan AKP'nin zihin kodlarını da ele vermektedir.

Oysa aynı taraftaki Bülent Arınç'ın, sözde çözüm sürecinde PKK'nın güçlendiğini itiraf etmiş olması hazin bir tezatlık örneğidir.

Kaldı ki ABD'li Wall Street Journal gazetesine konuşan PKK'lıların da bunu teyit ederek "çözüm sürecinde örgütlendik" demeleri meselenin yapılan yanlışlardan kaynaklandığını ortaya koymaktan öte kasıtlı bir şekilde bu hale sokulduğunu gözler önüne sermektedir.

İşin sorumlusunun kim yada kimler olduğu sorusu, sözde açılım ve çözüm süreci başında "devletin tepesinde tam mutabakat olduğunu" söyleyenlerin ifadelerine bakarak, o dönem gerçekten devletin tepesinde kimlerin bulunduğunu akıllara getirerek, kendi cevabını gözler önüne sermektedir.

Bu duruma bakarak AKP'nin kesin olan ihanetine devletin tepe noktasındaki başka hangi isimlerin ve kimlerin destek vermiş olduğu malumdur.

MGK toplantılarında alınan kararları kimler uygulamamışsa, kimler bu kararların uygulanması yerine ileriki dönemlerde sıkıntıya düşmemek adına sözde yasal kabul edilen bahanelere sarılmışsa, ülkenin şimdi içerisine düşürüldüğü ateş girdabının sorumluluğunu da üzerlerinde taşıyorlar demektir.

Şurası açık ki, PKK artık daha fazlasını almadan tıpkı bir önceki dönemde olduğu gibi sözde ateşkes yani göstermelik saldırılarına son verme girişiminde bulunmaz, silahı ise asla bırakmaz.

Hele ki dış politika bu derecede sıkıntıdayken PKK'nın taşeronluk yapma vasfını bir kenara itebileceği asla iddia edilemez.

Sözde özerklik ve öz yönetim ilanıyla ilgili "geç bile kalındığını" söyleyen PKK'lı Sabri Ok'un görüşü, bir bakıma örgütün bundan sonraki hedefinin ne olduğunu işaret ediyor.

* * *

Dahası "fiili durum" sözüne toplum git gide arttığı gözlemlenen çabalarla alıştırılmaya çalışılıyor. Erdoğan başkanlık sistemi sevdasını "fiili durum" çerçevesinde gerçekte hiç olmayan bir kalıba sokmaya çalışırken, PKK da benzer bir dil kullanarak "fiili durum" deyip sözde özerklik ilanında bulunulduğunu açıkça duyuruyor.

Anlaşılan o ki Türkiye dünün müzakere masası ortağı olan AKP ve PKK ikilisi arasında "fiili durum" tartışmaları çerçevesinde aralarında pay edilmeye çalışılıyor. Yine açık ki bu zamana kadar sözde çözüm masasında konuşulan PKK değil, Türkiye'nin nasıl çözüleceği ve bunun AKP ile PKK arasında nasıl pay edileceği konusu imiş!

Dananın kuyruğu koptuğunda bu kez kuyruğun kendi ellerinde kalmayacağını söyleyenlerin ne demek istediği herhalde şimdi daha iyi görülüyor olsa gerek...

Bu noktada Emniyet Genel Müdürlüğüne sunulan ve basına yansımış olan bir raporu hatırlatmakta fayda var. Bu rapora göre PKK "kurtarılmış bölgeler" oluşturmak adına yörede yaşayan halk üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor ve bu kapsamda 12 ilçe yüksek risk taşıyor.

Neticede PKK bir yandan sözde çözüm ile toparlanıp, Türkiye sınırları içerisinde hiç olmadığı kadar büyük bir meşruiyet alanı ve eylem zemini yakaladığı her hal ile ortadadır. Ayrıca Irak ve Suriye'deki karışıklık ve iç savaşı kendi lehine kullanabilmiş, uluslararası alanda doğrudan muhatap kabul edilmiştir!

Güney sınırımız baştan ayağa yangın yerine dönmüşken PKK bu koşulların sunduğu nimetlerden sonuna kadar faydalanmak isteyecektir.

Dolayısıyla vahameti günden güne artan sorunun sadece Türkiye içinde sınırlı kalmadığının bilincinde olunması lazım.

Bu durumda PKK'nın başının ezilmesi, yuvalandığı her yerde imha edilmesi, dışarıdan kendisine sunulan imkan ve kabiliyetin tümüyle ortadan kaldırılması mutlak suretle gerçekleştirilmelidir.

Gel gelelim bu da PKK'yı dün meclise alıp, bugünse hükümete alanların yapabileceği bir iş değildir.

Makaleyi Hemen Yorumla