ANASAYFA BİYOGRAFİ MAKALELER MANŞETLER ZİYARETÇİ DEFTERİ İLETİŞİM
Millet İradesini Yok Sayan AKP Türkiye'ye Bedel Ödetiyor / İsmail Özdemir 509 okunma - 17 Ağustos 2015

7 Haziran'da milletin kararını koalisyonla ülkenin yönetilmesi üzerine verdiği günden bu yana 71 günlük süreyi geride bırakmış bulunuyoruz.

Türkiye hala milli iradenin gereğini yerine getirmemiş olan ve özellikle bu alanda ayak direyen AKP'nin çarpık anlayışıyla boğuşuyor.

Milli irade AKP'yi 2002'de %34, 2007'de %46 ve 2011'de %49 oy oranıyla tek başına iktidar yapmıştı.

Bu zaman dağılımı içerisinde bir sorun yokken, şimdi aynı milli irade AKP'den bu kez tek başına iktidar yetkisini almıştır.

Daha basit bir ifadeyle AKP'nin tek başına iktidar dönemine Türk Milleti "artık yeter" demiş ve ülkedeki kaosun, kutuplaşmanın, kamplaşmanın son bulması için siyasi uzlaşıdan yana tercihini ortaya koymuştur.

Ayrıca iktidarın yolsuzluklara bulaşan kirlenmiş suretinin, yoksulluğa yol açan politikalarının, "başkanlık sistemi" ile başlatılan rejim değiştirme çabalarına onay vermediğinin ve sözde çözüm sürecinde ülkenin çözülmeye doğru götürüldüğü endişesinin tezahürü olarak AKP'ye "dur" demiştir.

Milli iradenin bu kararına AKP'nin aradan geçen bunca süreye rağmen uymadığı her hali ile ortadadır.

Arzu ettiği sonuç ortaya çıkınca milli iradeden yana kendisini savunmaya alan AKP, milli irade tek başına iktidar olma yetkisini elinden alınca bu kez "milli iradenin yanılmış olabileceği" görüşünü kimi zaman örtülü, kimi zamansa açıktan ilan etmiştir.

Bu anlayışın normal koşullarda, demokratik sınırlar içerisinde izahı mümkün değildir.

Milli iradenin gereğini yapmak yerine, milli iradeye bir kez daha dayatmada bulunularak "erken seçim" çağrıları yapmanın Türkiye'ye katacağı hiçbir şey yoktur, tam tersi kaybettireceği ise çok fazla mevzu vardır.

* * *

Anlaşılıyor ki AKP'deki asıl sorun Ahmet Davutoğlu'nun "iradesizliğinden", Cumhurbaşkanı olmasına rağmen yetkisini aşarak anayasayı ihlal eden görüntü veren Recep Tayyip Erdoğan'ın "başkancıl sistem" sevdasından kaynaklanıyor.

Nitekim 7 Haziran'da alınan sonuç bir bakıma bu çarpıklığa da millet tarafından onay verilmemiş olduğunu işaret ediyor.

CHP ile yürütülen koalisyon görüşmelerini tiyatral bir formda yürütüp, milleti oyalayan, gündemi boş yere meşgul eden AKP'nin tavrını izah etmesini mümkün kılacak hiçbir şey yoktur.

Milli irade "koalisyon kurun" kararını vermişken, AKP'de açıkça milli iradeye karşı geldiğini söyleyerek koalisyon kurmaya yanaşmayıp, erken seçimde diretmesi her anlamda Türkiye'nin kaybıdır.

MHP başından beri milli iradenin vermiş olduğu kararın gereği olarak koalisyon hükümetinin mümkün olan en kısa zamanda kurularak Türkiye'nin yönetim krizi yaşamamasını ve milli iradenin derhal yerine getirilmesi gerektiğini ifade etmiştir.

13 yıl boyunca ülkeyi "örtülü koalisyonla" PKK-HDP ile birlikte yürüten AKP'ye "cesareti varsa" şimdi açıktan HDP ile koalisyon kurmaya çağırmıştır.

AKP'nin kendi adına kirli yüzünün açıkça deşifre olacağı endişesini taşıdığı bu duruma yanaşamamış olması, bir yandan terör örgütünün, diğer yandansa terör örgütünün siyasi kanadının geçmişe göre daha fazla yol ve zemin bulmasından kaynaklanıyor.

40 günde PKK'nın 42 askerimizi şehit etmesinin tek sebebi AKP'nin PKK ile yürüttüğü "müzakerelerden" başka bir nedene dayanmıyor.

Diğer yandan MHP, seçimlerde en yüksek iki oyu almış olan AKP ve CHP'nin koalisyon görüşmelerinin en uygun zeminde, 40 saati aşan buluşma süresinde "uzlaşılan konu başlıkları üzerinden" tamamlanarak nihai sonucun açıklanmasında ülkeyi oyalamamanın gerekliliğini sürekli vurgulamıştır.

Gel gelelim AKP bu alanda samimiyetsiz durmuş, anayasadan alınan hükümet kurma görevini kasıtlı bir şekilde süreye oynayarak heba etmiştir.

AKP ve CHP'nin görüşmelerinden sonuç çıkmayınca, hali hazırda yaşanan toplumsal kutuplaşmanın aşılması yolunda önemli bir fırsat kaçırılmıştır.

* * *

Geçen günler bir yandan ekonomiye ağır darbeler vururken, diğer yandan dış meselelerde ve terörle mücadelede Türkiye'nin elinin zayıflamasına kapı aralamıştır.

7 Haziran'dan bu yana dolardaki yükselişin %10'u aşması, yaşanan devalüasyonun boyutunu gözler önüne sermekle beraber, ekonomide kapanması güç yaralar açmıştır.

Bunun faturasını ödeyecek olansa "erken seçim" bahsini konu alarak gündem oluşturma çabası yaratan AKP değil, millet olacaktır.

Zira Türk Lirası'nın değer kaybedip, Dolar'ın bu derecede değer kazanması enflasyon, zam ve gelirlerin erimesi demektedir.

Bu durumda erken seçim bahsi Türk Milleti'ne daha fazla bedel ödettirecek bir gündemin yaratılması demektir.

İşte böylesi bir ortamda MHP "millete bedel ödetmemek" için "gerekirse kendisi bedel ödemeye hazır olduğunu" ilan ederek yola koyulmuş; sözde çözüm sürecinin sonlandırılması, yolsuzlukların üzerine gidilerek ucu kime dokunursa dokunsun mutlaka soruşturulması, Anayasa'nın ilk dört maddesi ve 66'ıncı maddesinde yer alan vatandaşlık tanımından hiçbir şekilde vazgeçilmemesi ve Cumhurbaşkanının anayasal sınırları içerisine çekilmesi şartlarının kabul edilmesi halinde koalisyona olur verdiğini ilan etmiştir.

Unutulmamalıdır ki MHP'nin sunmuş olduğu bu şartlar, Türk Milleti'nin beklentisi olarak 7 Haziran'da ortaya koymuş olduğu iradesinin gereği olan şartlardır.

MHP, milletin sesine kulak vererek, milletten aldığı yetkinin farkında olarak, millete duyduğu sorumluluk ve saygının gereğini yerine getirmek üzere son derece duyarlı bir şekilde Türkiye'nin içerisinde bulunduğu sarmaldan çıkıp, feraha kavuşturulması için sağduyulu bir yaklaşımla davranıyor.

Milletin sesine kulak vererek, millet adına ve milleti feraha kavuşturma üzere yetkisini kullanan MHP karşısında bakalım millete rağmen hareket etmek isteyen AKP ne yapacaktır?

Milletin iradesini yok sayıp, millete bedel ödetmeye kalkandan, ilk fırsatta millet 7 Haziran'a göre daha ağır bir bedel ödetecektir.

Makaleyi Hemen Yorumla