ANASAYFA BİYOGRAFİ MAKALELER MANŞETLER ZİYARETÇİ DEFTERİ İLETİŞİM
Millet Kendi İradesine Saygı Duymayandan Hesap Sorar / İsmail Özdemir 416 okunma - 14 Ağustos 2015

Cumhurbaşkanlığı makamı ülkenin önünü açacak, toplumsal kutuplaşmayı ortadan kaldıracak, uzlaşma zemini sağlayacak, ülke kazanımlarını koruyacak, milli iradenin işletilmesini sağlayacak esaslara tarafsız bir şekilde yol gösterecek ulvi bir yerdir.

Gelin görün ki, Recep Tayyip Erdoğan'ın bulunduğu bu ulvi makam şimdi demokrasinin önünü tıkayan, milli iradenin gereğinin yerine gelmesinin önüne geçen, kutuplaşmayı körükleyen, cepheleşmeyi artıran bir görüntü sergiliyor.

7 Haziran'da yapılan genel seçimlerin ardından millet iradesi AKP'nin tek başına ülkeyi yönetmesini istemediğini ilan etmesine rağmen, aradan geçen yaklaşık 67 günlük süreye rağmen hala ülkede hükümet kurulabilmiş değildir.

AKP ve CHP'nin toplamda 40 saati aşan görüşme süresine rağmen hala bir koalisyon kurulamamış olmasının, bu süre zarfında ülkenin yaşadığı ekonomik ve istikrar kaybının yegâne sebebi Recep Tayyip Erdoğan'ın kendisi, yetkisini aşan tarzdaki hırsıdır.

Siyasi gerilimlerle Türkiye'ye kaybettirip, karşılığında kendisine kazandırma yolunu ilke misali dünden bugüne uygulayan Recep Tayyip Erdoğan, anlaşılan o ki bu huyunu tarafsızlık yemini etmesine karşın, Cumhurbaşkanlığı makamında da sürdürmek istiyor.

Gerek AKP Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu'nun, gerekse CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun koalisyon kurulmasına yönelik olumlu ve ılımlı bir duruş sergiledikleri ortadayken, Erdoğan'ın bunun önünü tıkayan bir çaba içerisinde olması Türkiye'nin ne derecede büyük bir sıkıntıyla karşı karşıya olduğunun görülmesine olanak sağlamaktadır.

Bir yandan terör belasıyla olağan üstü iç gelişmeler yaşanırken, diğer yandan bölgesel krizlerin yarattığı olumsuzlukların neticesi daha büyük bir belirsizlik ortamını oluşturuyor. Bu iki vahim duruma bir de ekonomide yaşanan büyük sıkıntılar eklenince Türkiye git gide içerisinden çıkılmaz bir yere doğru hızla sürükleniyor.

* * *

Böylesi bir ortamda acilen hükümetin kurulması gerekirken, Türkiye birilerinin şahsi egosuyla erken seçime doğru dümen kırdırılmaya zorlanıyor.

Ne için?

Sadece AKP'nin tek başına iktidar olma yetkisini koruyabilmesi, böylece Erdoğan'ın demokrasiden uzak olarak değerlendirilen anlayışının kendi şahsına uygun ve gayri vicdani çabalarının geçmişte olduğu gibi devam etmesi için!

Oysa millet böylesi bir düzene daha fazla müsaade etmeyeceğini 7 Haziran'da yapılan seçimlerle çok açık bir şekilde ortaya koydu. 

Daha açık bir ifadeyle ülkede gerilim, kamplaşma, kutuplaşma, tek adama dayalı sistem özentili arayışlara onay vermediğini doğrudan gösterdi.

Şimdi kalkıp milli iradenin bu kararını yok sayarak erken seçime milleti zorlamak, peşinen söyleyelim çok ciddi ve ağır sonuçlar doğurur.

Özellikle de erken seçim için zemin yaratma çabası oluşturanlar için.

Çünkü millet iradesinde yaşanacak bir erken seçimde AKP açısından elle tutulur bir değişme olmayacağı gibi 7 Haziran'daki sonucu mumla aratacak bir neticeyi de sunacaktır.

Zira millet her şeyden evvel kendi iradesini yok sayanlara gereken dersi vermesi pek tabi bilecektir.

Aslında Recep Tayyip Erdoğan'daki erken seçime dayalı hırsın en büyük zararının dokunduğu bir başka yer ise doğrudan AKP'nin kendisidir.

Ahmet Davutoğlu yönetimindeki partide yönetimsel anlamda oluşan boşluk ve huzursuzluğun baş mimarının Erdoğan'ın kendisi olduğunu söyleyemeyecek birisi olabilir mi?

Şu sözlere lütfen dikkat buyurunuz: "Anayasada belirtilen süreç içerisinde Sayın Başbakan 45 gün içerisinde kendisinin de partisinin de inandıklarına mütenasip olabilecek bir ortak bulabilirse, ama bir tekrar seçim ama farklı bir anlayışla ortaklık için adım atabilir. Ama o tabi kendi ilkeleriyle de karşı düşüncenin örtüşmesi lazım. Herhalde örtüşmüyorsa, intihar edecek hali yoktur."

* * *

Bu sözler Ahmet Davutoğlu'na yönelik olarak açıktan yapılan bir tehdit değil midir?

Sonra bu ilginç ifadelerle, tarafsız kalacağına yemin eden Erdoğan, AKP üzerinde açıkça hesap yapmaya devam ettiğini ilan etmiş olmuyor mu?

Açık ki AKP ve CHP'nin koalisyon kuramamasının ve Türkiye'de yönetim krizi ile beraber yaşanacak bozulmanın tek sorumlusu Erdoğan'ın kendisi olacaktır.

Erken seçim çağrılarında bulunanlar, bunun ülkeye özellikle ekonomi alanında yaşatacağı kaybın, milletin sırtına yükleyeceği külfetin ne kadar farkındadır, bilinmez.

Ancak yine de erken seçim kararı çıkarsa, erken seçime dair oluşacak masrafların ve ekonomide yaşanacak olan kaybın "sıfırlanamayan paralardan" karşılanması halinde ortada bir mesele kalmayacaktır!

Mademki birileri ısrarla seçimlerle ilgili "bir kez daha deneyelim" diyor, o vakit bunun faturasını millete ödetmek yerine, kendi cebinden karşılamaları gerekir.

MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli'nin geride bıraktığımız gün yaptığı açıklamasında söylediği "Türkiye'nin şu anda belirgin üç ana sorunu bulunmaktadır. Bunlardan birincisi Recep Tayyip Erdoğan, diğeri hain terör örgütü PKK, bir diğeri de bir kısım yandaş ve satılmış medya ve kalem sahibidir. Bu üç ana sorun alanı sürekli birbirini beslemekte, teşvik etmektedir. Türkiye'nin düzlüğe çıkması, belini doğrultması, feraha ve istikrara kavuşması sorun sacayağından kurtulmasına bağlıdır." sözleri içerisinde bulunduğumuz dönemle ilgili meseleleri ve Türkiye'nin feraha kavuşmasına dair kesin çözümü gösteren en açık reçetedir.

Türkiye'nin iyiliğini düşünen herkesin, bu sözlerdeki isabete katılmaması mümkün olabilir mi?

Makaleyi Hemen Yorumla