ANASAYFA BİYOGRAFİ MAKALELER MANŞETLER ZİYARETÇİ DEFTERİ İLETİŞİM
IRAK VE SURİYE'NİN KUZEYİNİ KİM KONTROL EDECEK HAMLELERİ Mİ? / İsmail Özdemir 558 okunma - 03 Ağustos 2015

Bölgesel hesaplar kızışmışken, terör tehdidi ve buna bağlı olarak sürdürülen sınırları yeniden çizme girişimleri Ortadoğu'yu tehdit ederken hamlelerinde kızıştığına şahit oluyoruz.

Ancak bugünkü gelişmelerin zemininin nasıl oluştuğuna, üst perdedeki bölgesel hesapların ne olduğunun farkında olarak, özellikle yakın dönemde yaşanılan gelişmelere bakarak cevap aramak daha doğru olacaktır.

Bunun için Mayıs ayına dönelim…

Barzani'nin ABD ziyareti -seçim gündeminin yoğunluğundan olsa gerek- ülke gündeminde yeterince yer tutmasa da aslında sözde bağımsız Kürt devletinin kurulmasına yönelik en önemli kavşak olduğuna dair değerlendirmeyle belirli çevreler tarafından sunulmuştu.

Barzani bu ziyarete ayrı bir anlam yüklüyor ve sözde bağımsızlık yolunda "istediklerini alacakları" mesajını vermekten geri durmuyordu.

Zira bu görüşün Irak'ın kuzeyinde hâkim olmaya başladığı günlerde Barzani'ye IŞİD bahanesi ile yoğun miktarda silah yardımı ulaştırılıyor ve ABD başta olmak üzere pek çok batılı ülke tarafından Barzani'ye bağlı peşmergelerin sahadaki en önemli unsurlar olduğu ifade ediliyordu.

Beyaz Saray, ABD Başkanı Obama ile Barzani arasında geçecek görüşmeye sadece saatler kala yaptığı açıklama ile "Irak'ın toprak bütünlüğünün korunması gerektiğini" açıklamıştı.

Bu açıklama için günlerce beklenilmesi ve ziyaretin hemen öncesinde Irak'ın toprak bütünlüğüne vurgu yapılması ise ilginçti.

Kapalı kapılar ardında tam olarak ne konuşulduğu bilinmese de, meseleyi daha ilginç yapan gelişme ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden'in Barzani'ye hitaben "İkimizin ömrü de Kürt devletinin kurulduğunu görmeye yetecek." sözünün söylenmiş olmasıdır.

73 yaşındaki Biden'ın, 69 yaşındaki Barzani'ye söylediği bu söz, yapılan hesapların önümüzdeki yakın yıllara dair önemli bir mesajı içerdiği ortadadır.

Nitekim ABD ziyareti sonrasında Barzani "herkesin, tüm grupların destek vermesi halinde" sözde bağımsızlığa ulaşacaklarını açıkça ifade etmesi kapalı kapılar ardında nelerin konuşulduğuna dair izah yapmaya olanak sağlamıştır.

* * *

Bu gelişmelerin yaşandığı dönemi seyreden günlerde Türkiye'de seçimler tamamlanmış, PKK-PYD Tel Abyad'ı IŞİD'den alarak Suriye'nin kuzeyinde ilan ettiği sözde iki kantonu karasal bağ ile birleştirmiş ve Irak'ın kuzeyinden başlayan bir koridor kurma senaryoları açığa çıkmış, son olarak da İran ile ABD'nin başını çektiği ülkelerle nükleer anlaşma imzalanmıştı.

Ardından Suruç'ta patlayan bomba, IŞİD'in 1 askerimizi şehit etmesi ve PKK'ya bağlı bir suikast ekibinin 2 polisimizi evlerinde şehit etmeleri hadisesi yaşanmış, sonucunda da Türkiye IŞİD, PKK ve DHKP-C'ye yönelik operasyonlarını başlatmıştı.

İşte bu gündemlerle şimdiki zamana ulaşırken, Türkiye'nin hamlelerinde 3 durum dikkat çekmektedir.

1-ABD'ye, IŞİD'e yönelik olarak İncirlik başta olmak üzere bazı hava alanlarının açılması.

2-TSK'nın IŞİD ve PKK'yı hedef alarak belirlenen hedefleri imha etmesi ancak PKK'nın Suriye'deki uzantısı olan PYD'ye herhangi bir müdahalede bulunulmayışı.

3-Dış İşleri Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu'nun Irak'ın kuzeyine yaptığı ziyaret ve burada KDP, KYB, GORAN gibi yerel partilerle yaptığı görüşmeler ve verdiği güvenceler!

Böylesi ehemmiyet arz eden gündem içerisinde ABD, Türkiye'nin PKK ve IŞİD'e yönelik yaptığı operasyonları haklı bulduğunu açıklarken, yine Türkiye'nin kullanıma açtığı üsler vasıtasıyla PYD'ye artık daha rahat bir şekilde destek vereceklerini ilan etmesi son derece tezat bir durumu ortaya çıkarmaktadır.

Bunun manası şudur: Şayet Türkiye Irak ve Suriye'nin kuzeylerinin birleştirilip "Kürt koridoru" adıyla anılmaya başlayan bölgeyi kendisi için tehdit olarak görüyor ve nitekim geçici olarak olsa bile ülkeyi yöneten AKP iktidarı da durumu bu yönüyle tanımlıyorsa, o halde neden PYD'nin hedef seçilmesinden kaçınılır ve yakın dönemde seçime girecek olan Barzani'ye destek verileceği mesajını ilan edercesine Irak'ın kuzeyine böylesi bir gündemde resmi ziyarette bulunur?

Bu iki mevzu doğrudan tehdit olarak değerlendirilen koridorun kurulmasına yeşil ışık yakmak olmaz mı?

Yoksa olup bitenler "böylesi bir koridor kurulabilir, bunu destekleyebiliriz ancak bu koridor Akdeniz'e ulaşamaz" anlayışının tezahürü müdür?

* * *

Şüphesiz ki önümüzdeki dönem bu sorulara ve bölgesel denklemde ne gibi bir denge kurulup, nasıl bir sonucun alınmak istediğine dair somut örnekleri (Büyük Ortadoğu Projesi'nde gözlemlemiş olduğumuz gerçeğini vurgulayarak) sunacaktır.

Diğer yandan İran'ın, P5+1 ülkeleri ile varılan anlaşma sonrasında bölge siyasetinde izlediği hızlı politikaya da değinmeden olmaz.

Zira ülkesinde yakaladığı PKK-PJAK'lı teröristleri birer birer idam eden, Kandil'i daha önce defalarca bombalayan İran'ın şimdilerde PKK seviciliğine soyunmuş olması dikkatlerden kaçmıyor.

İran Genel Kurmay Başkanı birkaç gün evvel TSK'nın Kandil'deki PKK hedeflerini imha etmesini değerlendirirken "Türkiye'nin 'IŞİD teröristlerine operasyon' adıyla bu örgüte karşı direnen PKK'yı hedef alması stratejik bir hata olmuştur. Bu hata, tekfiri teröristlerin Türkiye sınırlarına ulaşmasını kolaylaştıracaktır" sözlerini kullanmıştır.

Aynı İran'ın çok değil birkaç ay öncesinden başlayarak Kandil'i bombalayan taraf olduğu biliniyor.

Diğer yandan Irak'ın kuzeyinde yapılacak başkanlık seçiminde İran'ın Barzani karşıtı cepheyi desteklediği de iddia edilen gelişmeler arasındadır.

Tüm bu gündem içerisinde İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin, İran'da Kürtlerin yaşadığı bir yerleşim yerini ziyaret ederek burada bölgeye 300 milyon dolar yatırım yapılacağını, Senendec Üniversitesi'nde Kürt Dili ve Edebiyatı Bölümü'nün kurulacağını, Kürlerin kendi dili, kültürü ve giyim kuşamıyla iftihar ettiğini ve bunda bir sorun olmadığını söylemesi dikkatlerden kaçmamaktadır.

Bu sözler Tahran'ın Şam ile kurduğu bağa Bağdat'ı da IŞİD gerekçesiyle eklemlemesine ve PYD'nin tepe noktasındaki isim olan Salih Müslim'in asker sıkıntısı çektiğini söyleyen Esad'ın ordusuna katılabileceklerini ifade ettiği söylemlere ilave edilince, acaba ABD ve İran'ın, Irak ve Suriye kuzeylerini birleştirecek projede beraber mi hareket ettikleri şüphelerini doğuruyor.

Madem öyle Türkiye neden buna rıza gösterir tarza hareket ediyor?

Yoksa bütün mesele senaryolar çoktan yazılıp bitmiştir de, Irak ile Suriye'nin kuzeyini birleştiren koridora kimin hamilik yapacağıyla mı alakalıdır?

Türkiye'nin bunu kabul etmesi asla mümkün olamaz!

Kim neyi planlarsa planlasın, gerek Irak'ın, gerekse Suriye'nin toprak bütünlüğünün bozulmasının Türkiye başta olmak üzere, bölgedeki bütün ülkeleri her anlamda tehdit edeceği gerçeği unutulmamalıdır.

Ve pek tabii, Türkmenlerin içerisinde olmadığı hiçbir bölgesel hesabın tutmayacağı, daha baştan kaybetmeye mahkum olduğunu da…

Makaleyi Hemen Yorumla