ANASAYFA BİYOGRAFİ MAKALELER MANŞETLER ZİYARETÇİ DEFTERİ İLETİŞİM
PROF.DR MUSTAFA İLBAŞ İLE ENERJİ KAYNAKLARI ÜZERİNE SÖYLEŞİ / İsmail Özdemir 40120 okunma -
Söyleşi: İsmail ÖZDEMİR

PROF.DR. MUSTAFA İLBAŞ KİMDİR?


1967 Yozgat doğumlu olan Prof. Dr. Mustafa İLBAŞ, 1988 yılında E.Ü. den Makine Mühendisi olarak mezun oldu. 1991 yılında E.Ü. Fen Bilimleri Enstitüsünde Lazer Konusunda Yüksek Lisansını tamamlayarak Makine Yüksek Mühendisi oldu. 1993-1997 yılları arasında İngiltere (Birleşik Krallıklar) Wales Üniversitesinde Enerji konusunda Doktorasını tamamladı. 1997 ve 2005 yıllarında İngiltere, Cardiff Üniversitesinde Post-Doktora çalışmaları da yapan Prof. Dr. İLBAŞ, 1997 yılında E.Ü Mühendislik Fakültesinde Yrd. Doç. Dr., 2000 yılında Doç. Dr. ve 2006 yılında da Prof. Dr. ünvanlarını aldı. Erciyes Mühendislik Mezunları Derneği (EMMD), Erciyes Kalite Derneği, E.Ü. Türk Dünyası Araştırmaları Merkezi, Kamu Çalışanları Vakfı Kayseri Şubesi, Erciyes Üniversitesi Öğretim Üyeleri derneği gibi bir çok sivil toplum kuruluşunda da kurucu, başkan ve/veya yönetici olarak görev yaptı. 1991 yılında TMMOB Kayseri Makine Mühendisleri Odası Kurucularından olan Prof. Dr. İLBAŞ 4.-5.-6.-7.-8. Dönemler de üst üste beş kez Oda Başkanlığına seçildi ve bu görevini On yıla yakın bir süre başarıyla yürüttü. İki yıl süreyle Erciyes Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Fakülte kurulu üyeliği de yapmış olan Prof. Dr. Mustafa İLBAŞ çok sayıda Yurt içi ve Yurt dışı Mesleki ve Bilimsel kuruluşa da üyedir. İyi derecede İngilizce bilen, enerji alanında bir çok uluslar arası işbirliği ve başarıları da olan Prof. İLBAŞ’ın uluslar arası ve ulusal yayımlanmış 60 dan fazla bilimsel makalesi ve bildirisi bulunmaktadır. 2006 – 2007 de’ Bozok Üniversitesi Kurucu Rektör Yardımcılığı görevini başarıyla tamamlayan Prof. Dr. Mustafa İLBAŞ evli ve iki çocuk babasıdır.



Sayın Hocam dünyada ve ülkemizde enerji kaynaklarının şu an ki mevcut durumu hakkında bizlere bilgi verebilir misiniz?

Memnuniyetle. Dünya da ve ülkemizde enerji kaynakları olarak fosil yakıtlar dediğimiz petrol, kömür ve doğal gazın oranı %88 civarındadır. Önümüzdeki on yıllarda da bu fosil yakıtların oranını ve önemini koruması beklenmektedir. Ülkemizde hidrolik enerji %13 civarında iken dünya da %06 hidrolik ve %06 nükleer enerji kullanılmaktadır. Tabiî ki bu rakamlar dünya ortalamasıdır. Hidrolik ve nükleer birçok gelişmiş ülkede çok daha yüksek oranda bulunmaktadır. 

Dünya da enerji kaynakları gittikçe azalırken enerjiye olan talep ise her geçen gün artmaktadır. Fosil kaynaklar dünya da fazla yaygın bulunmamaktadır. Mesela petrolün ve gazın %75’i Ortadoğu, Kafkaslar ve Kuzey Afrika da bulunmaktadır. Genişletilmiş Ortadoğu Projesi tam da bu coğrafyayı içerisine almaktadır. Bu tesadüf! De bazı şeyleri açıklamaya yeter sanırım.

Bu fosil yakıtların iki önemli sorunu vardır. Bunlardan birincisi bu yakıtların sınırlı olması ve tükenecek olmasıdır. Mesela kömürün 200 yıl, doğal gazın 65 yıl ve petrolün ise 40 yıl içerisinde biteceği tahmin edilmektedir. İkinci büyük sorun ise bu yakıtların yakılmaları sonucunda çevreyi kirletmeleri havaya yaydıkları emisyonların yol açtığı ciddi sağlık sorunları ve küresel ısınma gibi çevre felaketlerine sebep olmalarıdır.



1. Ben de şimdi bu bahsettiklerinize bağlı olarak şunu sormak istiyorum hocam Dünya’da 70’li yıllardan sonra baş gösteren petrol krizi ile birlikte yeni, yenilenebilir ya da bir başka deyişle alternatif enerji kaynaklarının kullanılması gündeme geldi. Bu akımla birlikte dünyada enerji alanında ne gibi gelişmeler oldu?


Evet yukarıda bahsettiğimiz gibi gerek fosil yakıtların sınırlı ve belli ülkelerde bulunması diğer taraftan yol açtıkları çevresel felaketler insanlığı ve bilim dünyasını yeni enerji kaynaklarına yöneltmiştir. Tabiî ki be yeni enerji kaynağı temiz olmalı ve tükenmemeli yani yenilenebilmeli. 

Bu açıdan bakıldığında yeni ve yenilenebilir enerji kaynakları bir ümit olarak ortaya çıktı. Bu kaynakların başında rüzgar enerjisi, güneş enerjisi, jeotermal enerji ve tabiî ki hidrolik enerji gelmektedir. Bu kaynaklar fosil yakıtlara göre dünya da daha yaygın olarak bulunmaktadırlar. Ülkemiz fosil kaynaklardan özellikle petrol ve doğal gaz bakımından fakir olmakla beraber yenilenebilir enerji kaynakları bakımından oldukça zengindir. Mesel ülkemiz rüzgar enerji potansiyeli 48.000 MW civarındadır. Bu ise şu an ülkemizin sahip olduğu toplam elektrik enerjisi kurulu gücü olan 40.562 MW’tan yüksektir. Ülkemiz güneş enerjisi bakımından ve jeotermal enerji bakımından da oldukça zengin bir ülkedir.

2. Ülkelerin sürdürdükleri enerji politikalarında bu anlattıklarınızın etkileri nelerdir, yakın zamanda yaşadığımız ve ABD’nin gerçekleştirdiği Afganistan ve Irak Savaşları’nın ifade ettiklerinizle bir ilişkisi var mı dır? 

Ülkelerin enerji tüketimleri de çok farklılık göstermektedir. Mesela ABD’nin günlük petrol tüketimi 20 milyon varil iken ülkemizin tüketimi yarım milyon varilden biraz fazladır. ABD tek başına dünya da tüketilen benzinin %42’sini tüketiyor. Dünya da kişi başına enerji tüketimi 2500 kWh iken ABD’de 12.500 kWh AB’de ise 8.900 kWh civarındadır. Ülkemizde ise 2500 kWh’i ancak bulmaktadır. 

Enerjinin stratejik önemi enerji politikalarını da ülkeler ve milletler için hayati kılmaktadır. Dolayısıyla devletler enerji politikalarını çok iyi belirlemek durumundadırlar. Bazen enerji politikaları sizin de ifade ettiğiniz gibi savaşları da öngörmektedir. Nitekim Afganistan ve ırak savaşları bunun en belirgin örnekleridir. Bura da şuna dikkat çekmeliyiz. ABD’nin işgal ettiği her yerde Afganistan da olduğu gibi enerji olmayabilir ancak enerji nakil yollarında olması da önem arz etmektedir. ABD enerji politikası yalnızca kendi enerji ihtiyacını karşılamak amacını gütmüyor diğer taraftan başka ülkelerin enerjiye ulaşım yollarını kontrol ederek o ülkeleri kontrol etmek amacını da gütmektedir.


3. Sayın hocam Türkiye olarak enerji açısından durumumuz nasıldır? Öz kaynaklarımız kendi talebimizi karşılayabilecek potansiyele sahip midir, bununla birlikte dışarıdan satın aldığımız enerji kaynakları nelerdir, bunlar hangi alanlarda ve nasıl kullanılmaktadır? Bu mevcut durum hakkında okuyucularımıza bilgi verir misiniz?

Ülkemizin yıllık petrol tüketimi yıllık 30 milyon ton civarında dır. Bu miktarın %92’sini ithal ediyor %8’ini ise kendimiz üretiyoruz. Bu miktar arama çalışmaları artırılarak yükseltilebilirse de bütün ihtiyacımızı karşılayacak bir potansiyelimiz bilebildiğimiz kadarıyla yoktur. Doğal gaz bakımından durum daha kötüdür. Yıllık 31.5 milyar m3 doğal gaz tüketiyoruz ve bunun neredeyse tamamını ithal ediyoruz. Kömür bakımından daha iyiyiz düşük kalorili linyit potansiyelimiz oldukça yüksek taşkömürü bakımından ise ihtiyacımızın yarısını karşılıyoruz. Elektrik üretimimiz tüketimi bu yıl ancak karşılarken 2009 yılında arz/talep dengesi bozuluyor ve eğer tedbirler alınmaz ise elektrik kesintileri başlayacak gibi gözüküyor.

Toplam kullandığımız enerjinin %70’ini ithal ediyor ve bunun için yılda 40 milyar dolara yakın döviz ödüyoruz. Petrolü kullandığımız alanlar ulaşım başta olmak üzere sanayi, ısıtma ve diğer alanlardır. Doğal gazı kullandığımız alanlar ise oldukça tartışmalıdır. İthal ettiğimiz gazın %65’ini elektrik üretiminde kullanıyoruz geri kalanını ise ısıtma ve sanayide kullanıyoruz. Doğalgaz dan bu kadar yüksek oranda elektrik üretin ikinci bir ülke dünya da mevcut değildir. Bu durum ülkemizin enerji politikalarındaki en büyük hatadır. Çünkü doğalgazın en büyük bölümünü Rusya dan ve İran dan ithal ediyoruz. Bu ülkelerin gazı Türkiye ye karşı silah olarak kullanması ihtimali hayal değildir. Gaz kısıntısına gitmeleri ülkemizin elektriksiz kalmasına sebep olacaktır. Bu durum derhal düzeltilmelidir.

4. Ülkemiz yeni ve yenilenebilir alternatif enerji kaynaklarının kullanımı ve bu alanda yürütülen projeler şuan ne durumdadır hocam?

Biraz evvel de ifade ettiğimiz gibi ülkemiz yenilenebilir enerji kaynakları bakımından oldukça zengindir. Sahip olduğumuz rüzgar enerjisi potansiyeli şu anki elektrik ihtiyacımızın tamamını karşılayabilecek miktardadır. Halen sahip olduğumuz su potansiyelinin üçte birini ancak değerlendiriyor ve yılda 45 milyar kWh elektrik üretiyoruz. Halbuki suyumuzun tamamını değerlendirsek 129 milyar kWh elektrik üretebiliriz. 

Güneşten yalnızca ısı için sıcak su için yararlanıyoruz henüz elektrik üretmiyoruz. Ancak buna da bir an evvel başlamamız gerekir. Jeotermal enerji potansiyelimiz 2000MWe elektrik için 31500MWt diğer kullanımlar için olmak üzere oldukça büyüktür. Biz ise yalnızca 30 MW elektrik kurulu gücüne sahibiz. 5 milyon konut ısıtacak jeotermal kaynağın %10’unu dahi kullanamıyoruz. Bir başka kaynak biyodizel ve biyoetanol üretim imkanlarımızdır. Biz bir tarım ülkesiyiz dolayısıyla ithal petrole biyoyakıt katkı oranını artırarak ithalatımızı %10 azaltabiliriz.

5. Peki doğal gaz ve petrol boru hattı projeleri mesela Bakü-Tiflis-Ceyhan Projesi hakkında düşünceleriniz nelerdir hocam? 

Enerji kaynakları belirli yerlerde yoğunlaşmış durumda iken enerji kullanan ülkeler dünyanın her tarafına dağılmış vaziyettedir. Dolayısıyla Petrol ve doğal gaz’ın en kolay taşınma yolu boru hatlarıdır. Bizim ülkemiz enerji bakımından da çok önemli bir konuma sahiptir. Dünya Petrollerinin ve gazının %70’ine sahip Ortadoğu Türkiye’nin doğusunda ve hemen yanı başında yer alırken, dünyanın en büyük pazarı AB ise ülkemizin hemen yanı başında ve batısında yer almaktadır. Bu ise ülkemize bir çok avantajlar sunmaktadır. 

Bakü-Tiflis-Ceyhan projesi enerji bakımından ülkemizin bir üs olmasına katkı yaptığı gibi diğer taraftan Türk Dünyası ile işbirliği bakımından da çok önemlidir. Diğer Türk cumhuriyetleri petrol ve özellikle doğal gaz bakımından oldukça zengin kaynaklara sahiptir. Türkiye olarak bu konuda işbirliği içerisinde olmamız hepimiz için stratejik öneme sahiptir. Ekonomik olarak ta büyük kazanım potansiyeli vardır. Türk cumhuriyetleri petrol ve gazını pazarlamak için Rusya ya bağımlı bir konumdalar. Rusya üzerinden Avrupa ya pazarlamak zorunda kalıyorlar. Bu durum hem onları bağımlı kılıyor hem de Rusya bu durumu başkalarına karşı kullanıyor. Türkiye üzerinden yapılacak boru hattı projeleri bu anlamda özel bir öneme sahiptir. 

6. Bu noktaya değinmişken Şah Deniz ve Nabucco Projelerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Evet bahsettiğimiz gibi Şah Deniz ve Nabucco gaz projeleri tam da bu anlamdaki projelerdir. Şah Deniz tamamlanmıştır. Yunanistan hattı da bitmiştir geriye Yunanistan – İtalya hattı kalmıştır. Bu proje Güney Avrupa Gaz Projesi olarak ta adlandırılmaktadır. Azerbaycan gazını İtalya ya kadar ulaştıracaktır. Nabucco projesi ise adını bir opera dan almaktadır. Bu proje daha kapsamlıdır. Azerbaycan, İran, Irak, Cezayir, Türkmenistan vs. gazlarını Türkiye de toplayıp, Bulgaristan, Romanya, Macaristan üzerinden Avusturya ya kadar ulaştıracak bir projedir. Avrupa’nın Rusya ya bağımlılığını da bir ölçüde azaltacaktır. Bizim için de faydalı bir projedir. 

Bu çalışmalar önemlidir. Daha evvel yapılmış anlaşmalar özellikle Rusya ile yapılmış anlaşmalar mesela Mavi akım gibi ve İran ile yapılmış gaz anlaşmalarında önemli sorunlardan birisi de üçüncü ülkelere satış izninin olmamasıdır. Azerbaycan ile ilgili bir sorun yoktur ve bundan sonraki anlaşmalarda buna dikkat edilmelidir. Birde Türkiye bu tip projelerde köprü değil merkez ülke olmalıdır. Yani köprü olursanız sizin üzerinizden sadece geçerler. Ancak merkez olursanız siz koordine ve yönlendirme yaparsınız. Bu konuda çok önemlidir. Anlaşmalar bu anlayış içerisinde yapılmalıdır.


7. Hocam son günlerde gündemde olan bir diğer konuda, sizlerin az önce bahsettiğiniz gibi ülkemizde artan enerji talebine karşılık nükleer santral kurma projesi bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?

Evet Nükleer enerji bir kez daha gündemde. 09.11. 2007 tarihinde 5710 sayılı yasa meclisten çıktı ve 21 Kasımda da onaylanarak yürürlüğe girdi. Bu yasa 11 maddelik 3 sayfadan oluşan ve yalnızca Nükleer santral ihalesine odaklanmış onu tanımlayan bir yasadır. Eksiklerinin başında Nükleer enerjiyi bir bütün olarak ele almaması gelmektedir. Diğer taraftan yakıt teknolojileri çok önemlidir. Yakıt teknolojisinde tamamen dışa bağımlı olursanız bu enerjide de dışa bağımlılıktan kurtulamazsınız. Ayrıca yerli sanayi ve teknolojiyi değerlendirmelidir. Aksi halde hem yalnızca bir malı satın olmuş olur hem de ekonomik olarak zarar ederiz. Bu tür konuların TAEK tarafından yayınlanan 9 kriterde yer almış olması sevindiricidir. Ancak hükümet bu işi sıradan bir ihale haline getirmemelidir. 

Nükleer enerji bir gerçek hem de Kainatın bir gerçeğidir. Bir bilimdir buna önyargıyla karşı olmak doğru değildir. Bilim adamına yakışmaz. Diğer taraftan Nükleer teknolojiye ise bir Mühendisin karşı olması beklenemez. Yani takım tutar gibi nükleer taraftarı yada karşıtı olunmaz. Nükleer enerji fosil kaynaklar bakımından fakir olan Türkiye için zorunluluktur. Bir de Nükleer enerjiye yalnızca elektrik açısından bakmamak gerekir. Nükleer enerji her alanda uygulaması olan bir teknolojidir ve teknolojik sıçrama yaptıracak niteliktedir. 2023 yılında Lider Ülke Türkiye hedefine varmak istiyorsak okyanuslarda ve uzayda var olmak istiyorsak zaten nükleer enerji kaçınılmazdır.

8. Bütün bu anlattıklarınızı dikkate alarak Türkiye sizce enerji de ne gibi bir politika izlemelidir? Yatırım alanları sizce neler ve nasıl olmalıdır?

Türkiye öncelikle yerli kaynaklarını harekete geçirmelidir. Mesela Linyitini yani kömürünü iyi değerlendirmelidir. Ülkemiz yenilenebilir enerji kaynakları bakımından zengindir. Bu kaynaklar değerlendirilmelidir. Mesela önümüzdeki on yıllarda 80 -100 Milyar dolarlık bir Rüzgar enerjisi pazarı oluşacaktır. Türkiye de bir an evvel yerli Türk rüzgar sanayi kurulmalıdır. Bu sanayi yalnızca iç pazara değil dış pazara da hitap etmelidir. Bu alanda yapılacak bir atılım ülkemizin önünü açacaktır.

Su potansiyelimizin 2/3’ünü halen kullanmıyoruz bunları mutlaka kullanmalıyız. Küçük suları da değerlendirmeliyiz. Nükleer enerji ye mutlaka geçmeli önümüzdeki 15 yıl içerisinde en az 3 santrali devreye almalıyız. Bunlar bize baz yük oluşumunda katkı yapacaktır. Diğer taraftan hidrojen ekonomisine dönük çalışmaları desteklemeli. Sanayiciyi bu konuda da cesaretlendirmeliyiz. Kısacası yarının büyük Türkiye’sinin önü enerji sektörü ile açılacaktır. Enerji politikalarını savunma politikası, dış politika, ekonomi politikası ve sanayi politikasından ayrı düşünmek mümkün değildir. Kendi enerji güvenliğini sağlamış ve enerji sektöründe atılım yapmış bir Türkiye inanıyoruz ki güçlü ve lider olacaktır.


Bu değerli bilgilerinizi bizlerle paylaştığınız için okuyucularımız adına çok teşekkür ediyorum hocam.

Bilgilerimizi ve düşüncelerimizi Milletimizle paylaşma fırsatı verdiğiniz için asıl ben size ve şahsınızda Kutlu Sesleniş dergisine teşekkür ediyorum.
Makaleyi Hemen Yorumla