ANASAYFA BİYOGRAFİ MAKALELER MANŞETLER ZİYARETÇİ DEFTERİ İLETİŞİM
FİTNE KARARGAHININ YENİ FÜZELERİ / Yıldıray Çiçek 8834 okunma - 13.02.2005

Fitne karargâhının patronu bir gün, kafasında kırk tilki dans eder bir halde makam odasında oturmaktadır. Parça parça yüzlerce senaryoyu yan yana, üst üste getirmekte, hedefine ulaşacak çözüm bulmaya çalışmaktadır.

Kafasında kurguladığı senaryoların hepsinin eline-yüzüne bulaşmasından oldukça kaygılı ve bir hayli de telaşlıdır. Sürekli olarak “daha başka ne yapabiliriz acaba?” diye mırıldanıp durmaktadır. Hatta içinden “Karargahta o kadar fitne cephesi açtık ki, ben bile ‘kim, nerede’ karıştırmaya başladım” diye düşünmektedir. Makam odasında otururken, fitne cephesinin yeryüzüne yayılmış elemanları, bir taraftan da sürekli kendisine telefon açmakta, faaliyetleri hakkında bilgi vermektedirler.

Kaygılı ve telaşlı halinden eser yansıtmadan “Aman duruşunuzu bozmayın. Tam gaz ileri…” diye talimatları vermekte, bu arada beynindeki kırk tilki de hareketliliği de devam etmektedir.

Sigara üstüne sigara yakmakta, makam odası içinde adeta ‘hapishane voltası’ atmaktadır.

Volta atarken de düşünmeye devam etmektedir.

“Elimizde şu an karargâhtan hedefe doğru fırlatılacak iki füze var. Bu füzelerden birinin, Alparslan Türkeş’e geçmişte yaptıkları Ülkücülerin hafızasında, bu füze bir de başka hedeflerde de bulunmuş, uzun yıllar savaştan uzak kalmış paslanmışlığı söz konusu. Aynı hedefe sürekli bunu fırlatmamızda uygun düşmüyor. Ozanımız da bu füze hakkında “Bu ismi bana sormayın, kusmak istemiyorum” diye tarihi söz kullandı. Diğer füzemiz hakkında da Uluslararası savaşlarda kullanım hakkı söz konusu… Bonservisini almamız lazım… Bu da ayrı bir sıkıntı” diye çarpıcı tespitler yaptı.


Düşündü, düşündü, düşündü!

Yerinde duramıyordu. Kırk tilki beyninde kıvırtıp dururken, sigara dumanından da makam odası tam “Tilki çıkartacak” vaziyette idi… Ama “her Tilki bana lazım” diye, çalışma odasını havalandırmıyordu.

Makam odasının penceresinden şöyle bir dışarıya baktı. Her halinden belli ki bunalımdaydı… Bunalımını dağıtmak için koltuğuna oturdu, ayaklarını masasına uzattı. O sıra televizyonu açtı, kanalları gezerken birden kanalın birinde takılıp kaldı. Ayaklarını masadan indirdi. Beyninde şimşekler çakıyor, yıldırımlar düşüyordu. Aradığı füzeyi bulmuştu. Fitne karargâhının patronu sevinçten dört köşe idi.

Hemen telefona sarıldı, sekreterine orta şekerli iki kahveyi söyledi. ”Bizim deli oğlanı da içeri gönderin” dedi.

“Deli oğlan” içeride, önüne konulan “fitne senaryolarını” kaleme alırken sekreter, patronun kendisini çağırdığını söyledi. Patronunun makam odasına doğru yol alırken düşündü. ”Acaba patron cephemize yine hangi füzeyi kazandırdı” diye. 

Önünü ilikledi, makam odasının kapısını çalıp, içeriye girdi. O biraz önce tedirgin, telaşlı, bunalımdaki patrondan eser kalmamıştı. ”Gel, şöyle otur… Eee! Nasıl gidiyor çalışmalar?... Sana yeni müjdem var” dedi. Bir taraftan da kahvelerini yudumluyorlardı.

“Hayırdır patron” dedi. ”Dön, şu televizyon programında çarpışan yiğide, şu aslana baksana”

Döndü ve baktı. Ekranda tartışan yiğit ve aslan, Prof.Dr. Zekeriya Beyaz’dan başkası değildi.

Göz göze geldiler. Gözleri sevinçten ışıl ışıldı.

Patron yeni bir füze bulmuştu. Ve “Deli Oğlan’a” yine iş çıkmıştı.

Patron yeni görev verdi. ”Bu füzemizin bizim geçmişte hedefimize bir-kaç hamlesi var, tecrübeli ve en azından ekranlarda sürekli görünür olması da artı özelliği… Kalemi de var… Git, yeni tespit ettiğimiz füzemizle bunu bir otelde konuş”

Deli Oğlan “Şu gençlerin ahlakı nasıl bozuluyor diye, bir otelde stratejik çalışma yapmıştı. O otel olur mu?” diye kendi çapında bir espri patlattı.

Patron ciddi işlerle uğraşırken, bu gereksiz espri karşısında sinirlendi.

“Tamam, uzatma… Diğer füzeleri biraz geri plana al. Yeni füzemiz üstünde yoğunlaş; bu işi kesin bağla” dedi. Deli Oğlan da “Patron, bu sefer eminsin değil mi? Kime elimizi attıysak elimizde kaldı, içeride oturacak yer kalmadı, senin bu çok ciddi hedefin yüzünden burası yol geçen hanına döndü” dedi. Patron bu sefer kesin garanti verip, “Hadi, yeni görevini takip et” diyerek odadan çıkardı.

Patron bu bunalımlı dönemde, böylesi tespit sonrası rahatlamıştı.

Ama bu sefer de ‘Deli Oğlan’ın kafası karışmıştı.

Çünkü beyni, mikser gibi olmuştu. Neyi karıştıracağını şaşırtmıştı. Patronunun bu yeni ismi karşısında da fazla inanmamıştı ama yapmaya mecburdu. Odasına geçerek, yeni füzeye ulaşmaya çalıştı.

Ne yalan söyleyelim, bundan sonrası gelişmeleri öğrenemedik. Gazetecilik adına, bu eksik haberimizi, okuyucularımızın mazur göreceğini umuyoruz. Ama buraya kadar gelişen hadiselerin devamını, buradan muhataplarımıza soruyoruz:

1-‘Yenifüze’ isimli karargaha, yeni füze kazandırmak için, o malûm otelde böyle bir teklifte bulunulmuş mudur?

2- Prof.Dr. Zekeriya Beyaz, “ben karargâhta, kendimden başka Prof.Dr. istemem” dedi mi?

3- Prof.Dr Zekeriya Beyaz, ”hiçbir siyasi hedefte füze olmam” dedi mi?

4-‘Yenifüze’ karargahının patronu, elinde patlayan diğer füzeleri, yenisi geldiğinde ne yapacaktır?



Bu ve buna benzer sorular, kamuoyunu meşgul etmektedir. Bunlara cevap verilecek mi acaba?

Fitne karargâhının patronu, çıktığı kutsal(!) savaşta yeni bulduğu bu füzeden de verim alamazsa, sır gibi sakladığı yeni füzesini artık açıklamak zorunda kalacaktır.

Patronun sır gibi sakladığı bu kişiyi, herkesten önce biz açıklıyor ve birinci haberimizde yarım kalan sonucu telafi etmesi açısından, katkı sağlayacağını düşünüyoruz.

Fitne karargahının nankör patronunun sır gibi sakladığı diğer kişi de, AKP daha “Yenilikçiler” sıfatında iken soluğu Tayyip Erdoğan’ın yanında alarak “Ben eskiden Ülkücüydüm, şimdi demokratım” diyen,daha sonra tekrar ayrılan ve aramıza dönen bir kişidir.

Nankörler olmazsa dürüst olanların, yetinmesini bilenlerin kıymeti anlaşılmazdı. Bu ve benzer nankörlerin varacağı menzil, olsa olsa hüsrandır. Çünkü bu nankörlerin gözleri, kime tezgah yaptıklarını bilemeyecek kadar kararmıştır. Bu nankörler, kendilerine her konuda sahip çıkmış, değer birikimli kişiyi bile devirmeye çalışmaktadırlar.

Bu nankörlerin buldukları hataları ya da hata gördükleri konuları kutsallaştırdıkları bakarak, fitne karargahında üretim yaptıklarına bakmayın… Bugün ‘yıkıcılık, ayrımcılık’ adına herkesi kucaklarına almaları, kucaklardan inmemeleri
, nankörlüklerinin bir yansımasından ibarettir.

Hem acınacak hemde traji-komik bir haldedirler.

Bu fitne karargâhı Milliyetçi Hareket Partisi’nin 12 Ekim kongresinde de aktif şekilde görevde idi. Fitne karargahının patronu “delisine-akıllısına” sürekli yazı yazdırarak Ülkücü iradeyi “değişimci-statükocu” diye iki ayırtmış, misyonunun bir bölümünü yerine getirmişti. Ülkücüler arasında bu ayrımı ilk defa bunlar bu şekilde derinleştirmişti.

Ülkücülerin duygu ve düşünceleri ile oynayarak “değişimci-statükocu” ayrımında da rezil rüsva oldular. Sözde Ülkücülerle yüz yüze ve tek tek görüştüler sonuç bildirdiler,12 Ekim gecesi “Statükocular kaybettiklerini anladılar,genel merkezde eşyalarını topluyorlar” diye, televizyon ekranlarından son bir hamle yaptılar, tutmayınca bu sefer çeşitli kulp takarak, Ülkücü iradeyi sorgulamaya çalıştılar. 

Kime hizmet ettiği belli olmayan bu fitne karargahı şimdi “kongre yapılsın” diye prosedür yolları aramaktadır. Kimi destekledikleri de belli değildir. Gözü dönen karargah patronu, herkes üzerinde oynamaktadır. Kucağı ‘Çelik’ değil, kuş tüyü yatak gibi mübarek… 

Fitne karargâhında filmi başa sararak, tekrar izlemek için büyük hazırlık yapılmaktadır. Fakat şimdi filme yeni yeni senaryolar katacaklardır. Nankörlük insana her şeyi yaptırır, o yüzden her şeye hazırlıklı olmak lazımdır. Değil mi değerli patron?

Patron şimdi sen orta şekerli iki kahve daha söyle, ”Deli Oğlanı” da odana çağır. Son gelişmeler hakkında birbirinizi bilgilendirin…

Ya da varsa vicdanını konuşturup, nankörlüğü silip aklı başında biri ile konuşup, şu fitnenin, yalanın önüne geç istersen…

Tercih senin tabii… Biz izlemeye devam ediyoruz!

Makaleyi Hemen Yorumla